Halk Köşesi
Arap Aga
Facebookta Paylaş Makale Listesi
AYNI MASAL 03 February 2021 Wednesday

Ne yazarsak yazalım, nasıl bir yorum getirirsek getirelim, olumlu yada olumsuz gelişen gelişmelere karşı bakış açımız ne olursa olsun, anlatacağımız konulara ne kadar farklı farklı anlam yüklesek. Anlatacağımız konular aynıdır aslında. Hiç değişmeyen bir yaşantıda çalkantılı yoksullaştırılmış bir ömürle, güzel bir yaşamaktan uzak, köhneleştirilmiş bir köşede köhnemiş hayallerimizle baş başa yaşamak mıdır hayallerimiz? Tabi şimdiki bu bozuk giden bozuk düzene muhalif olanlar bozuk giden düzenin gidişatından hiçte hoşnut değiller. Her tarafı zehir zemberek olmuş rezil bir yaşantıya itirazları var, haksızlığa ve hukuksuzluğa boyun eğmiş zavallılığa hayır. Yoksulluk. bizim kaderimiz der gibicesine zavallılığa razı olan korkulara hayır. Cehennem ateşi gibi rezil bir çirkinliğe karşı cesur bir diklenişle gerçeği haykırmak cesaret ister. Öte yandan mutlu bir azınlığın yaşam akışına bakışları, hiçte hoş değil. Kendilerine göre hoş olan düzenden hoşnut olanlar çıkarlarına öyle veya böyle geldiği için tabiî ki düzenin gidişatından hoşnut olacaklar. Her taraf güllük gülistanlık, cennet gibi güzellikle yaşarken, yoksulluk benim kaderim değil der gibicesine keyif verici bir mutluluk. Avanta getirisi bol olan ne güzel renkli bir yaşam. Doğrumu yapıyoruz? Yoksa ırmağın akışına göre eğri büğrü bir yolda eğri büğrü bir yol mu alıyoruz? Doğru olan nedir? Eğri olan nedir? Tanımları zaten üstünde uzun uzun tarif etmeye gerek yok. Şahsen bana göre hiç bir zaman dosdoğru bir hizada duramadık. Eğri büğrü bir yolda eğri büğrü gitmeyi daha uygun bulduk. Tilki ile yılan arasındaki dostluk gibi. Tilki başına gelecekleri bildiği halde bile bile yılanı suyun öte geçesine geçirmek istedi ise doğru mu yaptı? Eğri mi yaptı? Akılcı düşünüp, kurnazlığı olmasa yılanın acımasız zehiri ile can verecekti. Tilki suyun öte geçesine geçirdiği yılanı dosdoğru doğrultarak, dosdoğru dostluk aradı. Peki, tilkinin kendisi dost mu? Buda tartışılır. Kümesteki tavuklar tilkinin dostluğunu iyi bilir. Günümüz Türkiye'sinde ne doğruları eğri büğrü hâle getirmeyi başarabildik, ne eğri büğrüleri doğru bir hizaya oturtabildik. Karışık kuruşuk maydanoz salatası. Ara sıra konuştuğum bir esnafımızın söylediği gibi. Deve bile eğri büğrü olmaktan rahatsız oluyorsa, insanoğlu doğru ve dürüst olmaktan neden rahatsız oluyor? Anlamadım gitti. Geçmişe dönük yanlış eğitim sistemi bu gününün bozuk eğitim sistemini doğurdu ise? Seçtiğimiz yöneticilerin doğru ve dürüst olmadıklarına kanaat getire bilir miyiz? Şüpheli, çünkü doğru ve dürüst değiliz. Şahsi çıkarlarımıza ters düşer. Büyük bir çoğunluğumuz seçimden önce seçtiğimiz yöneticilerin doğru ve dürüst olduğuna kanaat getirir. Tabi seçimden sonra yöneticinin huyu değişir, seçmenin huyu değişir. Seçmen ağası havasında isek fark etmez. <Benim şu kadar seçmenim var> havası. Seçmen ağasının tapulu malıyız ya! seçmen ağasının eline parayı bastıran seçmeni kolayca satın alır. Seçmen seçimden sonra kandırıldığını anlar, gel gelelim velakin bir sonraki seçime kadar iş işten geçmiş olur. Bir sonraki seçimde yine kandırılmak üzere, doğruluğuna ve dürüstlüğüne toz konmasın diye kerizliğini sineye çeker, sus pus olur. Umutları bir başka sonbahara kalır. Yani yaprak dökümüne. Gider Kaf dağının arkasındaki üzüm bağlarında taş toplar artık. Oysa bir bilebilsek en iyi eğitimi veren üniversitenin, hayat üniversitesi olduğunu. Bilemiyoruz işte! Bilmediğimiz içinde kargaları kılavuz seçtik burnumuz boktan bir türlü kurtulamadı gitti. Zır kara cahil bir toplumsak aldığımız işe yaramayan eğitim sisteminin geçerli ne hükmü olabilir ki? Kutsallaştırdıkları yarım akıllı ilkokul mezunu bir Fethullah gülen hoca efendileri koskoca bir Türkiye'yi kandıra biliyorsa, burada durup uzun uzun düşünülmesi gerekmez mi. Bu adamın bizden farklı özelliği nedir? Bize bile bile yalan söyleyiki mi? Sahtekârlığı mı? Kerameti böyle bir anlayışı mı? Bunun arkasındaki gerçek ne? Sahtelik mi? Gerçeklik mi? Çözemiyorsak, aklımızda bir sorun var demektir. İlk orta lise ve üniversite diplomalarınızı gereksiz bir kâğıttan ibaret sayın gitsin. Gereği kalmadı çünkü. Bilgi birikimli bir toplum değiliz ki cehaletten kurtulup özgürce düşünelim. Yularımızı kapatırmışız bir kere, koyun sürüsüne benzetiliyoruz. Zihniyete bakın hele siz, <benim fikrim iktidarda nasıl olsa>. Öyleyse devlet benim kontrolümde, istediğim gibi keyfime göre bozuk zihniyetim gereği yönetirim ülkeyi. Meydan boş muhalefette de iş yok zaten keyfe göre yönetilir ülke. Utanmasak kargaların kahkahalarına büyük bir keyifle alkış tutacağız. Gerçi, utanmak gibi bir surat var mı suratımızda? Suratımıza yağan tükürüğü kar belleyip yalarız. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar yine alkışlıyoruz. Böyle bozuk bir devirde, diplomalarımızın halkı nasıl yoksullaştırdığına tanık oluyoruz biz. Şayet böyle bir zihniyetle eğitiliyorsak, ki (şimdiye kadar böyle eğitildik) eğitim anlayışımızda bir terslik var demektir. Eğitim anlayışımız bağrında barındığımız ülkeyi çıkmazlara sokuyorsa, eğitimdeki bencil anlayışımızın,

bizleri felakete sürüklemesi kadar olağan ne olabilir? Şahsen ben istisnalar hariç, ülkeyi düzlüğe çıkaracak bir eğitimci göremiyorum. Ülke değil, fikir önemli olduğuna göre halk önemli değil. Çünkü bu tür politikacı türünü kendi dünya görüşüne göre bu tür eğitimciler eğitti.