Halk Köşesi
Arap Aga
Facebookta Paylaş Makale Listesi
YÜREĞİMİZ YANGIN YERİ11 Ağustos 2021 Çarşamba
Bundan daha önceki yıllarımızda bu ülkede bizzat tanık olup da yaşadığımız orman yangınlarının veya diğer felâketlerin yaşattığı acıları neden sık sık yaşamak zorunda kalıyoruz? Böyle bir acıyı yaşamak bizim kaderimiz olamaz. Olsa olsa geleceğimizi allak bullak eden tükenmişlik darbesi olur. Böyle felaketlerin acılarını yaşamak ayarı bozuk sistemin bizlere vermiş olduğu bir ödül mü yoksa? Bunun bir nedeni var değil mi? Neden? Ve neden elimiz kolumuz bağlı ve neden çaresizlikler içersinde, çaresizliğe teslim oluyoruz? Bu üst üste yaşanan felâketler zinciri bir süre konuşulur evet bir süre daha konuşulur, bir sonraki yaşanacak olan felâketlere kadar suskunluk dünyasında susma hakkını kullanır, konuşmaya yanaşmaz ağzımız. Bir süre sonra vaat edilen vaatlerde palavraya dönüşünce, aval aval uzun yolculuğa giden trene bakarız gayrı. Acılarımızla kaldık mı başbaşa? Ağla gözlerim ağla hiç kimse acımaz gözyaşlarına? Niye ağlıyorsun ki iki gözüm? Yaşanan felâketlerin ve bundan sonra yaşanacak olan felâketlerin karşısında, çözüm üretememek gerçekten kaygı verici ve oldukça düşündürücü. Ve derin tehlikelerle iç içe yaşıyor olmamızın bedelini de çok ağır ödemek zorunda kalıyoruz. Anladığım kadarı ile bu yaşanan derin acıları yaşamak Anadolu halklarının fıtratına yakıştırdılar? Ülkeyi yönetenler istediği bir biçimde layık olduğumuz şekilde yönetiyorsa bir ülkeyi? Bizim feleğimizde bir terslik var demektir. Halk olarak üzerimize düşen muhaliflik görevini yapmadığımız sürece, acıları yaşamak hep bize, bize mi düşer usta? Tabi bize düşer usta! Sorumsuz sorumlu yetkililer neden başıboş bırakıyoruz? Neden hep meydanlarda onlar öter? Neden gerekli önlemleri almaları için sıkıştırmayız? Neden değerlerinden fazla değer veririz? Bu felaketler ocağımıza düştüğü zaman mı olmayan aklımızı arıyoruz? “Dövlet baba bize niye sahip çıkmıyor!” diye bas bas bağırıyor kafamızı taştan taşa çarpıyoruz. Sanki devlet babayı özel siyasilerin özelinden kurtardıkta, devlet babayı yardıma çağırıyoruz. Felâketler zinciri adeta arka arkaya geliyorum diyorken, neden önlem almadılar. Ya da alamadılar. Bunu bir anlamaya çalışalım bakalım. Bir kulağımızın dibi kalmıştı orayı da bir biçime benzettiler. Bu olumsuz gelişen gelişmelere karşı neden duyarsızız? Neden tepkimizi gösteremiyoruz? Neden kulaklarımız tıkalı? Neden gözlerimiz kapalı? Neden dilimiz ahraz? Men görmezem, men duymazam, men bilmezem! Öyle mi? O zaman ağlayıp ağlayıp kafa ütülemeyin arkadaşlar. Öte gidin bırakın hassas konularda, uzun uyutucu kış uykularında uyumak istemiyorum. Ben öldükten sonra şefaat etmem. Gidin arkadaş, gelmeyin mezarıma. İllaki canımız yanınca mı ve evimiz başımıza yıkılınca mı imdat çığlığı atarız? Gerekli önlemleri almamak, ihmalkârlık değilse, peki bu gaflettin adı nedir? Vatan severlik mi? Yoksa vatana ihanet mi? İhmalkârlığın adını biz koyalım bari. Bu ihmalkârlığın adı sapına kadar FELÂKET! Anadolu halklarına yapılan en acı İHANET’LERİN başında gelir!
Bir yönetici eğer ki yönettiği ülke halklarının can ve mal güvenliğini sağlayamıyorsa, o yöneticinin o ülke yönetiminde söz sahibi olması bile en büyük felakettir. İşin en üzücü yanı yönetimdeki yetkililerin felâketin çemberinden geçmiş olan âfetzedelerin gözlerinin içine baka baka, şirinlik numaralarına yatarak başarısızlıklarını örtbas etme yarışına girmeleri. Ne yazık ki böylesi acil durumlarda çok başarısız olmalarına rağmen,
başarılı bir algı atmosferi oluşturup
vatandaşın gönlünde kurtarıcı melek olmayı başarmaları ilginç.
Başarısızlıklarına bir algı operasyonu ile mutlaka başarılı bir kılıf uydururlar. Anında kılıfı giydirirler. Kılıf hazır SABOTAJ! bunun arkasında mutlaka terör örgütleri
aranır. Evet, var gerçek. Tamam sabotaj olabilir, büyük bir olasılıkla sabotaj! Bu sabotajların nerelerden
kaynaklandığını da az buçuk tahmin ediyorum... Devamı haftaya