Halk Köşesi
Arap Aga
Facebookta Paylaş Makale Listesi
EĞİTİMSİZLİK SARMALINDA YIKILAN HAYALLER!01 Eylül 2021 Çarşamba
Ne yazık ki seçilmiş siyasi yöneticiler politik her konuşmaları ile hep hayal kırıklığı yaşattı bizlere. “Yapacağız, edeceğiz, her şey daha güzel olacak, düzelteceğiz falan filan” tesellisi ile sorun üzerine sorun üreten, sorumsuz sorunlu yöneticilerin yönettiği bir ülkede huzurlu bir yaşama kavuşabilir miyiz? Sorunların yaşattığı acı felaketlerle iç içe yaşıyor olmamız gerçekten ülke halkı olarak bizim için ibretlik acı bir felâket. Sorunlar yığını üst üste yığılınca felâketler zinciri arka arkaya gelirmiş. Bizse, bize bir şey olmaz umarsızlığında, maceracı yönümüz ağır bastığından susuz havuza gözü kapalı balıklama atlıyoruz. Öyle kritik bir âlemde yaşıyoruz ki, çözümsüz karmaşa ortamında kördüğüm olduk. Sorunlar sarmalında çözülerek dağılacak mıyız? Yada sorunların üstesinden gelip birikmiş sorunları çözecek miyiz? Kafa yapımız beceriksiz olursa giyecek don bulabilir miyiz? Orman yangınları, sel felaketleri, deprem, terör, çığ düşmesi, maden kazaları, trafik ve işsizlik canavarı ve diğer farklı felaketleri özümsemiş, sorunlar diyarı bir memlekette sorunlarla iç içe yaşıyor olmamız, neyin göstergesidir? “Oku bakim!” Yani halk olarak yönetilmeyi başarabiliyor muyuz? Peki yönetici kadro yönetmeyi başarabiliyor mu? Başarısız toplumların başardıkları tek başarı yolu var, o’da başarısızlığı aşırı derecede başarmalarıdır. Öyle zorlu günlerden geçiyoruz ki, felâketler adeta tutsak aldı yaşantımızı. Ne yazık ki başarısızlığımız gönül sarayımızda gönül sultanımız oldu. Nereye kadar? Kimin için hangi amaçla neden koşuyoruz? Nereye koştuğumuzun bilincinde miyiz? Yaşamamak için mi koşuyoruz? Veya yaşamak için mi koşuyoruz? Eh işte yaşamıyoruz, ama yinede buna şükürler olsun sürünerek yaşıyoruz ya ölmediğimize şükür edelim eşliğinde nanay gülüm nanay havasında çiftetelli oynuyoruz. Angara’nın bağlarında, karışık kuruşuk cılkı çıkmış üzüm hoşafından farkımız var mı ki? Vesselâm karikatüre dönmüş hâlimize kahkahalarla gülelim mi? Kara kara düşünelim mi? Vırrığımız gitmiş tırrığımız kalmış. Nörüyon bre mösyö Musto? Kafayın contalarımı yalama oldu yoksa? Şu zor günlerimizde, doğup büyüdüğümüz ve bir ömür anılarımızda yaşattığımız anamızın damında hayır kaldı mı acaba? Hâl böyle olunca, neden hayata bakışımız Everest tepesinin karlı tepelerinden buz gibi daha soğuk? Can sıkıcı sefil bir ömür hoşumuza mı gidiyor? Elimizden her şey geliyor geliyor da, bir şey gelmemesi için mi çaba sarf ediyoruz? Var mıyız? Yok muyuz? Varsak niye yokuz? Yoksak niye varız? Hangi âlemde derin uykulardayız? Prof. ünvanlı iktidar partisi kurucuları arasında yer alan Burhan Kuzu gibi bir
anayasa hukukçusu, uyuşturucu tüccarı, baronlar arasında gözde bir hukukçu ise? Ve milyar dolarlık akçeli dümenlerin başında yaşa dışı kirli işler çeviriyorsa, ülkede hukukun var olduğuna inanabilir miyiz? Evet ülke yönetimini kimlere emanet ettiğimizin, farkında mıyız? Şöyle başımızı ellerimizin arasına alıp, uzun uzun bir düşünelim, bakalım, biz nerede ne gibi bir yanlış yapıyoruz? Hâlâ manzarayı çakmadık mı? Prof. Burhan Kuzu’nun ani ölümü bir çok sırları da mahşer gününe birlikte götürdü. Hukuk, garibanı 20-25 yıla mahkûm ederek hesap sormasını bilir, iş uyuşturucu baronlarına gelince hukuk sudan çıkmış balığa döner. Yaşadığımız topraklarda felâketler zinciri arka arkaya yaşanıyorsa, demek ki bir çok konuda yanlış üzerine yanlış yapıyoruz. Buda şu demektir. Yanlışlar batağına saplanıp kalmış, yanlışları kutsallaştıran bir toplumuz. Deve örneğinde olduğu gibi, eğri büğrü yolda yürüyen gereksiz yanlış insanlar topluluğundan hiç bir farkımız yok. Neremiz doğru ki? Başımız doğru olsun. Evet arka arkaya gelen bu felâketlerin sabotaj olduğunu iddia edenlerin, oynanan ayak oyunlarında parmağı olamaz mı? Veya birileri arazi rantı uğruna kasıtlı orman yangınlarını çıkaramaz mı? Gündemi başka başka mecraya taşımak uğruna kasıtlı terör estiremez mi? Oluşabilecek olumsuz her olasılığı en akılcı yöntemle çözmek varken, kışkırtıcı iddaa’lara başvurmanın anlamlı bir yönü olabilir mi? Öyle ulu orta rastgele bir yaklaşım biçimi çok tehlikeli sonuçları doğurmaz mı? Önümüzdeki derin çukurları göremezsek, içimizdeki yerli işbirlikçi ajan provokatörlerin kazdığı derin çukurlara düşeriz ki, buda hiç hayra alamet bir olay değildir. Evine ekmek götürmekten başka bir derdi olmayan kürt kökenli yurttaşlarımız bir provokasyon ile her an bir saldırıya maruz kalırsa, vicdanımızı nereye koyacağız? Enine boyuna iyi hesap etmek durumundayız. Yani ağzımızdan çıkacak dikkatsiz her suçlayıcı ithamlardan kaçınmazsak, elin yabancı markası, aklımızı başımızdan uçurmasını bilir. Peki felâketler silsilesinin arkasında hangi örgütleri aramalıyız? Eğer felâketlerin boyutu ülke sınırlarımızı aşarsa, içimizdeki yerli işbirlikçi provokatörlere koz verdiğimiz sürece, “değmen benim gamlı yaslı gönlüme” türküsünü daha çok söyleriz. Ülke kontrolden çıkar, çağdışı karanlık güçlerin inisiyatifine geçer. Buda risk içeren felaketin bir başka boyutu. Çözüm üretemeyişimizin başında akıl yolu ile çözüm üreten sağlıklı bir bilgiye sahip olmayışımızda kaynaklanır. Gereksiz lakırdılarla, gereksiz mahalle lakırdısı üreterek bir yere varamayız. Çünkü en ufak bir pohpohlayıcı bir dolduruş öfke patlaması yaratabilir. Öfkemizi kontrol altına alamazsak, ön yargılarımız harekete geçer. Sorgusuz sualsiz neyin ne olduğunu anlamadan tehlikeli bir kaos oluşturmaya, müsait bir konuma düşeriz. Bir türlü sırlarını çözemediğimiz yaşamsal kaynaklı matematiksel kültürü, kahve kültürü çerçevesinde hesaplarsak, birbirleri ile eş anlamlıdır… Devamı haftaya