GELECEK FELAKETİN MİMARLARI  

SONER YAÇIN’IN SAKLI SEÇİLMİŞLER KİTABI’NDAN ALINTI

GELECEK FELAKETİN MİMARLARI

Tespit:

Yaşamın merkezi beyindir.

Beyin işlevlerine göre üç bölgeye ayrılır.

Birinci bölge: Beynin alt kısmını oluşturan beyin sapı. Burası, solunum, dolaşım ve sindirim gibi istem dışı çalışan sistem merkezlerinin bulunduğu yer. Yaşamsal önem taşır. Örneğin, solunum durursa yaşam sona erer.

İkinci bölge: Beyin sapından sonra gelen ve beynin orta bölgesini oluşturan limbik yapılar. Limbik yapılar asıl olarak, içgüdüsel/duygusal, dürtüler/tepkiler davranışlardan sorumlu. İçgüdüsel davranışların temel amacı; beslenme, korku ve üreme gibi biyolojik yaşamın sürdürülmesi.

Üçüncü bölge: beynin en üst tabakasını oluşturan entelektüel/akılcı işlevlerden sorumlu olan beyin kabuğu yani korteks.

Bu önemli üç bölge birbirlerinden bağımsız değil. Aralarında sinir uzantılarıyla bağlantılar var ve üst merkez; alt ve orta merkezleri kontrol ediyor.

Hadi… İnsana ayıp olmasın balıktan örnek vereyim:

Zaten çok küçük ( insan beynine oranla bir nokta kadar) olan balıkların beyninde en büyük alanı beyin sapı oluşturuyor. İçgüdüleri yöneten limbik yapılar çok az yer kaplıyor. Akıldan sorumlu beyin kabuğu/ korteks ise yok denecek kadar az. Yani…

Balıkların beyni yaşamak için zorunlu dolaşım-solunum gibi işlevleri yapmaya yarıyor. “Balık bellekliler” bu nedenle kolayca oltaya geliyor!

Kediden-köpekten bahsedeyim: beyinlerinde en büyük alanı, limbik yapılar kaplıyor. Yani, korku-kaçmak-saldırmak gibi içgüdüsel refleksleri öne çıkıyor.

Gelelim insana…

Anlama, algılama, sorgulama, eleştirel düşünme, akıl yürütme, neden-sonuç ilişkisi kurabilme, kendisinin ve başkalarının deneyimleriyle tarihten ders alabilme gibi entelektüel/akılcı yetenekleriyle ilgili korteksini geliştiremediğinde insan içgüdüsel/ duygusal dürtüleriyle hareket ediyor.

Eğitim ailede/çevrede başlıyor, okulda yoğunlaştırılıyor ve değişik kanallar aracılığıyla ömür boyu sürüyor. Uygulanacak eğitime göre korteks ya gelişimini tamamlıyor ya da gelişemiyor, köreliyor. Sonu, Alzheimer’a kadar uzanıyor…

Beyniniz için faydalı şeylerin başında entelektüel-zihinsel yaşam sürmek şart. Yani kitap, gazete okumak gibi. Beyin sağlığı için son derece önemli bir başka faktör beslenme biçimi.

Burada ise karşımıza “beynin hazzı” çıkıyor. “ Kumar bağımlılığı”, “alkol bağımlılığı” ndan bahsedilir ama “ yeme-içme bağımlılığı”ndan hiç bahsedilmez! Niye?

Biliniyor ki gıdalarla da beyin madde bağımlısı yapıldı. Bağımlılık yapan tüm maddeler beyin kimyasını, düşünce ve algısını değiştiriyor. Bazı davranış bozukluğunun sebebi beynin hazzına yönelik beslenme biçimi mi? İnsanoğlu “ aptallaştırılarak” gıda yoluyla haz bağımlısı yapılıyor.

Kimilerinin hedefi, insanı bilim ve akıldan uzaklaştırıp köreltmek.

Başlayabilirim…

Bugün küresel güçler gıdaya egemen oldular.

  1. genetiğini değiştirdiler.

Pirincin, soyanın vb. genetiğini değiştirdiler.

Tavuğu tavukluktan, sığırı sığırlıktan, balığı balıklıktan çıkardılar.

Neredeyse tüm yiyecekleri katkı maddeleriyle doldurdular.

Köyleri-üreticileri ezdiler. Üretim yapmalarının önüne geçtiler.

İnsanoğlunu endüstriyel gıdaya mahkum ettiler, beslenme biçimini değiştirdiler. Okudunuz:

Tohumda küresel güçlere mecbur bırakıldık.

Gübrede, ilaçta onlara mecbur bırakıldık.

Kimyasalların hammaddesi petrolde onlara mecbur bırakıldık.

Mazotta, elektrikte onlara mecbur bırakıldık.

Endüstriyel yiyeceklerle hastalıklara maruz bırakıldık.

Şeker gibi haz veren katkı maddeleriyle beyni öldürdüler.

Kanser yaptılar, kısır ettiler. İlaca bağımlı yaptılar.

Bir yanda açlığı diğer yanda obeziteyi artırdılar.

İnsanoğlunu yedi günahtan biri olan “ oburluk” ile cezalandırdılar!

Peki: İnsanın sonunu mu hazırlıyorlar?

Post-insanlık çağına mı adım atıldı? Biyoteknolojiler; kopyalanmış koyundan sonra kopyalanmış bebekler, genleri değiştirilmiş bitkiler, hormonlu gıdalar, bilgisayar, robotlar…

Genetiği darmadağın edilen insanoğlu nereye sürükleniyor?

Biyolojik bir felaketle mi karşı karşıyayız?

Bütün bunları yapanlar “Tanrı’nın ilahi gücüne” el mi attı?

“Niye?” diye sormak durumundayız.

Küresel şirketlerin tek amacı para kazanmak mı? Evet tüm bunlar vahşi kapitalizmin bitmeyen kar hırsı mı?

ABD-AB’nin tek amacı ekoemperyalizm ile sömürüyü sürdürmek mi?

Başka? Başka amaç-hedef yok mu? “Var” olduğunu iddia ediyorum!

Buğdaydan pirince kadar Rockefeller, daha fazla para kazanmak için yapmadı bu karanlık çalışmaları!

Hibrit tohumun amacı…

Genetiği değiştirilmiş yiyeceklerin amacı…

Gıdadan ilaca kimyasal ürünlerin amacı…

Açlığı gidermek ve daha iyi bir dünya yaratmak değil! Öyle olsa 2001 yılında IMF ve Dünya Bankası, Afrika ülkesi Malawi’nin dış borçlarını ödemesi için acil durum gıda rezervini elden çıkarmasını ister miydi? Hangi açlıkla mücadele? Hepsi yalan. Ülkede büyük açlık sorunu çıkacağını bilmiyorlar mıydı?

Ülkede açlık çıkınca bu kez ABD Kalkınma Ajansı (USAID) bu ülkeye 250 bin ton GDO’lu mısır hibe etti! Bunun altında ne olduğu belli değil mi?

Bu aslında farklı bir “nüfus planlaması” çalışması mı?

 

Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]