Mesele, diş çürüğü!  

Örnek vererek başlayayım:

İnsanoğlu ne zamandan beri çürük dişle mücadele ediyor?

On bin yıl önce avcı-toplayıcı atalarımızda diş çürüğü ender görülürdü. Diş sorununun yoğunluğu 19. ve 20. yüzyılda fırladı!

Bugün dünyada tespit edilen 2.7 milyar insanın dişinde çürük var. Çürük sebebi basitçe şu:

Diş çürüklerine, diş üzerine ince film tabakası olarak yapışan-biriken bakteriler sebep oluyor. Aslında ağzımızda bulunan bakterilerin çoğu doğal ve zararsız. Ancak, birkaç tür bakteri yiyeceklerdeki nişastalar, şekerlerle beslenerek bir boşluk yaratacak şekilde altındaki dişi eriten asitler ortaya çıkarıyor. İşte bunlar çürüklere sebep oluyor.

Yani, nişastalı ve şekerli endüstriyel yiyecekleri tüketmek için evrilmemiş olduğumuzdan, tükürükten başka doğal savunma mekanizmamız yok.

Çürüklerden kurtulmanın başlıca yolu, endüstriyel şeker ve nişastadan uzak durmak.

Kuşkusuz… Şekerin zararı sadece dişlere değil…

Şeker, ölümdür.

Şeker çoğu bitkinin bünyesinde bulunuyor.

Bir de kimyasal yollarla elde edilen şeker var.

Bünyesinde elde edilebilecek kadar bildiğimiz şeker bulunduran iki bitki var:

  1. Şekerkamışı
  2. Şekerpancarı

 

Ülkemizde şekerkamışı yetişmediğinden gerekli ( çay şekeri, sofra şekeri, toz şeker, kristal şeker, beyaz şeker adlarıyla bilinen) kimyasal şeker (yani sakaroz) üretimi, büyük oranda pancardan alınıyor.

Dünyada ise, 2015 yılı itibariyle şekerin yüzde 79’u kamıştan, yüzde 21’i pancardan üretilmiş olup; dünya ticaretine hakim pozisyonda olan düşük maliyetli şekerkamışıdır.

Ülkemizde olduğu gibi Avrupa Birliği ülkeleri Rusya, Ukrayna gibi ülkeler şekeri pancardan; ABD, Japonya, Çin gibi ülkeler hem pancardan hem kamıştan; Brezilya, Hindistan, Meksika, Taylan, Avustralya başta olmak üzere birçok ülke şekeri kamıştan üretiyor.

Biz şekerpancarından elde ediyoruz.

Hatırlayınız. Kamyonlara-traktörlere yüklenen( kocabaş dediğimiz) şekerpancarları tazeliğini yitirmemesi için çarçabuk tek alıcı olan devletin şeker fabrikalarına götürülürdü. Ardında çocuklar, düşen tek pancarı alıp köze koyardı tatlı yapabilmek için. “Yiyin” derdi büyükler; “pancar veremden korur, kan yapar!” yaşlılar turşusunu kurup, böbreklere yararlı suyunu içerdi.

Unutuldu bunlar/ unutturuldu!

Çünkü ABD işaret parmağını sallayıp “yasak” dedi ise, o ürünün sonu bizim ülkemizde hep hazin oldu.

Ne demişti “Sam Amca” parmağını sallayarak:

“Haşhaş dikmeyeceksiniz!”

Sanki dünyaya afyonu biz ihraç ediyorduk.

“Tütün dikmeyeceksiniz!”

Sanki dünyayı sigaraya biz alıştırdık.

O parmak bu kez şekerpancarı için kalktı. Önce, “şekerpancarı üretimini azaltın” dedi. birden yok edilemeyeceğini biliyordu.

Ardından “Şeker fabrikalarını özeleştirin” dedi.

“Şekerpancarının fiyatını serbest piyasa belirleyecek” dedi.

(“Piyasa” dedikleri, uluslar arası şeker ticaretini belirleyen Londra Borsası!)

“ Şekerpancarı maliyetli, siz ihtiyacınızı nişasta bazlı endüstriyel şeker ile giderirsiniz” dedi.

Ne yaptılar?

 

AB Kölesi Türkiye

Önce şunu yazmalıyım: Şekerpancarından elde edilen sakaroz da nişasta bazlı şekere göre az da olsa yine de zararlı. Burada meselenin sağlık yönünü değil, iktisadi yönünü ele almak istiyorum.

Evet ABD dedi ki: “Arkadaş sizin şekerpancarının maliyeti pahalı. Biz nişasta bazlı şekere kol-kanat gereceğiz!”

Bu sebeple 1998 yılında 500 bin 951 hektar olan şekerpancarı dikim alanı, 2015 yılında 272 bin 990 hektara düştü.

1998 yılında 22 milyon ton olan şekerpancarı üretimi, 2015 yılında 15.8 milyon tona geriledi.

Çiftçi sayısı 450 binden 120 bine düştü.

Nasıl düşmesin? 2015 yılında Türkiye’nin şeker üretimi ihtiyacımıza yetmediğinden yaklaşık 170 bin şeker ithal ettik. (Ayrıca 3 milyon kiloya ulaşan kaçak şeker konusuna girmeyeyim)

Yetmedi. 2016 yılında da AKP yine şeker ithal etti. Ayrıca…

AKP iktidarı bunu fırsat bilip 8 Nisan 2016 tarihinde sıfır gümrük tarifesi kararı aldı. Bunun anlamı açıktı:

Kendi üreticilerine teşvikler vererek pancar üretimini artırmak yerine, var olan pancar üreticilerini zarar ettirerek üretimi bırakmalarını zorlamaya devam etti. Bunu niye yaptı.

Bakınız:

İthalin başladığı yıl, Konya Şeker’in stokunda sadece 15 ton şeker bulunurken, pazarlama şirketlerinden olan Panek ve Koneli’de ise toplam 124 bin ton şeker vardı!

Aynı şekilde Kayseri Şeker’in stokunda 7 bin 484 ton şeker görünürken, pazarlama şirketi olan Panpa A.Ş.’de ise 44 bin 358 ton şeker bulunuyordu.

Kamu şeker fabrikaları başta olmak üzere kooperatif fabrikaları ile özel fabrikaların stoklarında 357 bin 7 ton şeker görünürken, pazarlama şirketleri de dahil edildiğinde tüketime hazır 498 bin 858 ton şeker vardı. Yani fabrikaların stok verileri ve pazarlama şirketlerindeki şeker miktarları Türkiye’nin şeker ithalatını gerektirecek bir durum olmadığını gösteriyordu.

AKP iktidarının, şeker fabrikalarının pazarlama şirketleri üzerinde görünen 141 bin ton şekeri yok sayarak ithalat için ısrar etmesinin sebebi neydi?

Nedeni şu cümlede gizliydi sanki; “ AB ülkelerinden yapılan şeker ithalinde gümrük vergisi sıfır olacaktır”

Biz AB’nin sömürgesi miyiz arkadaş?

AB’ye neden bu derece boyun eğiyoruz? Özal’dan Erdoğan’a bu neden hiç değişmiyor ve elbirliği ile tarımımız yok ediliyor!

Nedir bunun açıklaması?

Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]