Ak Parti Adana Büyükşehir Belediye Başkan A. Adayı Tezcan “Halkımızın derdiyle dertlenmeye, insani odaklı bir yapıyı tesis etmeye geliyoruz”  

“Almadık gönül; Kurmadık muhabbet köprüsü bırakmayacağız”

 

Ak Parti Adana Büyükşehir Belediye Başkan A. Adayı Tezcanla nefis bir söyleşi yaptık. Mutlaka okumalısınız.

 

Ak Parti Adana Büyükşehir Belediye Başkan A. Adayı Tezcan “Halkımızın derdiyle dertlenmeye, insani odaklı bir yapıyı tesis etmeye geliyoruz”

 

“Adana’nın kaybedilmiş yılları var. Adana’nın köhneleşmiş bir şehircilik anlayışı var. Bir zamanlar Adana birinci ikinci sıralarda modern, marka şehirdi. İstihdamının, sinemasının çok güçlü olduğu bir şehirdi. Yani Adana gerçekten ilgi odağıydı”

 

Ak Parti Adana Büyük Şehir Belediye Başkan A. Adayı Mahmut Tezcan ilk canlı yayınını Kozan’da yaptı.

Seyit Ahmet Arvasi, Alparslan Türkeş, Nevzat Yalçıntaş ve Sabahattin Zaim’in öğrencisi olan Mahmut TEZCAN Adana’nın kaybedilmiş yıllarını yeniden kazanacağını belirtti.

 

Ak Parti Adana Büyükşehir Belediye Başkan A. Adayı Mahmut Tezcan, kuvvetli ve siyasetin tam ortasından gelmiş bir isim. Aday adaylığından heyecan duyanlar oldu. Çokça sevenler var. Tanımayanlar da var tabiî ki. Rahatsızlık duyanlar da yok değil.

 

Aday adaylığımdan beri bu ilk canlı yayın programım. İmamoğlu doğumluyum ama Nüfus cüzdanımda Kozan yazar. İlkokulu Ağzıkaraca(Delihasan) mahallesinde okudum. Ortaokulu İmamoğlu’nda tamamladım. Sonra Kozan Endüstri Meslek Lisesi Metal Bölümü’nden mezun oldum.

Allah nasip etti. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ni kazandım. Oldukça şaşırmışlardı. O zamanlar üniversiteyi kazanmak zordu. Hırslı ve idealist biriydim. 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden mezun oldum.

 

“RUH DÜNYAMI ŞEKİLLENDİREN SEYİT AHMET ARVASİ İDİ”

 

Oradaki çok kıymetli, bize yön veren, şekil veren çok kıymetli insanlardı. Benim var oluşumu ve ruh dünyamı şekillendiren Seyit Ahmet Arvasi mütefekkir, çok kıymetli insan. Sohbetlerinde “Sizin farklı özelliklere sahip olmanız lazım” derdi. O dönem hemen ne yapabileceğimi düşündüm. Meslekte dikey mastır yapmaktansa iktisat fakültesinde sosyal siyaset bölümünde bir mastır sınavına gireyim, kazanırsam orada devam edeyim istedim. Çok şükür oraya gittik. İktisatçı olmamamıza rağmen iktisat fakültesinde sosyal siyaset bölümü mastır sınavını kazandık.

Seyit Ahmet Arvasi Hazretleri Peygamber soyundan. Ülkücü hareketin manevi mimarlarından. Türk Milliyetçiliğinin önünde çok ciddi ufuklar açan bir mimar. Türk gençliği ondan o kadar çok feyiz almıştır ki bazen sohbet esnasında derdi “Oğlum. Türk İslam Ülküsüne inanmış bir Türk delikanlısı çok farklı özelliklere sahip olmalı. Mutlak manada doğudan bir dil bilmeli. Mutlak manada batıdan bir dil bilmeli” derdi. Kendisini rahmet ve minnetle anıyorum. 12 Eylül öncesi MHP’nin Genel İdare Kurulu üyesiydi.

Sonra okulun son döneminde 1987 yılından Rahmetli Alparslan Türkeş cezaevinden çıktı. O yaşına rağmen ciddi bir süre haksız yere cezaevinde tutuldu. Herhangi bir suçta ispat edilemediği için beraat etti.

O dönemde İstanbul Ülkü Ocakları başkan yardımcısıydım. Kendisini evinde ziyaret ettik. Kendisiyle beraber olma istediğimizi söyledik. Orda hizmetinde bulunmak istediğimizi, İstanbul’daki programlarına iştirak etmek istediğimizi belirttik. Bizi oraya yönlendiren Seyit Ahmet Arvasi hoca oldu. “Oğlum sizin yeriniz Başbuğun yanı. Onu yalnız bırakmayın” dedi. Alparslan Türkeş’e gittik. Biraz sohbet ettik. Sonra “Gençler siz benimle kalın” dedi. Bizimle olmaktan çok mutluydu. O’nun İstanbul’daki programlarını organize ettik. Türkiye genelinde liderlerin “Evet”, “Hayır” referandumu vardı. Normalde Ankara ekibiyle yapıyordu ama bizle gitmek istediğini söyledi. Türkiye’yi beraber gezdik. O’nun hizmetlerinde bulunduk.

Siyaset adına, tarih adına çok kıymetli birikimleri ondan aldım. Benim hayatımda Ahmet Arvasi’den sonra Alparslan Türkeş’in şekillendirici özelliği var.

 

Siz Merhum Alparslan Türkeş’in Rahle-i Tedrisatı’ndan geçtiniz. Hem de aynı zamanda Ahmet Arvasi’nin.

 

Çok şükür. Kendimi şanlı hissediyorum bu konuda. O yaşında haksız yere cezaevinde tutulmuş. Devlete, devleti idare edenlere kızgınlığının, küskünlüğünün olması lazım. Herkes kendisinden bunu bekliyor. Geçmiş olsun ziyaretine gelenlerin çoğu diyordu ki; “Alparslan Türkeş bey niçin sessiz kalıyorsunuz?”, Niçin çıkıp da bu insanlara iki laf etmiyorsunuz?”, “Onca yıl haksız yere içerde tutuldunuz”. Sakin sakin tebessüm ederek onlara diyordu ki “1000 küsür yıllık çilelerle dolu bir Türk tarihinin içerisinde Sayın Türkeş’in 3-5 yıl hürriyetinden mahrum edilmesinin ne önemi olabilir. Vatan sağ olsun. Devlet sağ olsun. Devlete küsülmez. Yani devleti, milleti o kadar önemsiyordu ki “Devlet olmazsa millet, vatan, bayrak olmaz.”

Bugün Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Yemen’de, dünyanın değişik yerlerinde devleti olmayan toplulukların halini görüyoruz. Nasıl da kıymetliymiş devletin varlığı. Bu vatan toprakları üzerinde, bayrağı altında yaşayan her Türk insanının bu hassasiyeti fevkalade gözetmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Kozanlılar Merhum Alparslan Türkeş’i çok sever. Alparslan Türkeş ilk defa milletvekili olarak Kozan’dan çıkmıştı. Kozan’a, Adana’ya çok önem verir. “Kozan’ın milletvekiliyim” derdi. O’nun da Rahle-i Tedrisatı’nda yetişen bayağı gencimiz var.

 

Tabi. Çok talebesi var. Adana O’nun için çok kıymetli bir yerdi. O zamanlar 9 Işıkta yazmıştı bunu. Sık sık da ifade ederdi. Derdi ki “Bu milletin kalkınması, bu devletin güçlenmesi, dünya gelişmiş milletler arasında yer almasının temel unsurlarından bir tanesi neslin yetişmesi. Bunun iki tane ayağı var. Madde ve mana ayağı. Bizim mühendislik fakültelerimizin koridorları mutlak suretle ilahiyat fakültesinin koridorlarına uzanmalı. Bizim neslimiz madde ve mana dengesini gönlünde, hayatında, kafasında kuracak. Hem güzel bir insan olacak hem de iyi bir mühendis olacak.”

 

Siz ülkücüsünüz. Halen de ülkücüsünüz…

 

Çok şükür. Türk İslam ülkücüsüyüm. Bundan da çok büyük mutluluk duyuyorum. Türk milliyetçisiyim.

 

Şöyle bir tezat oluşur mu? Sayın Merhum Alparslan Türkeş şöyle derdi değil mi? “Ülkücünün partisi merkezi yeri MHP’dir” derdi. Hatta davadan döneni vurun mu derdi? Yaşasa Mahmut Tezcan’ı vurun mu derdi?

 

Yok kesinlikle. Sayın Başbuğ’un böyle bir ifadesi söz konusu değil. O bütün insanları severdi. Birlikte hareket ettiği gençleri de çok kıymetli bulurdu. Kendisiyle birlikte olmayan gençleri de çok kıymetli bulurdu. Dünyasında sevgiden başka bir şey yoktu. İç dünyasında mütevazı, hoşgörülü, sevecen ve o kadar kıymetli bir insan. İnsana saygısı had safhadaydı.

 

“Farklılıkları çok ciddi krize dönüştürdüler. Bir nesil mahvoldu. Keşke birbirimizi dinleme fırsatı bulsaydık”

 

12 Eylül öncesinde ülkenin içinde bulunduğu o kargaşa ortamında birilerinin planı programı olarak ortaya çıkan karmaşada insanları değişik değişik anlattılar. Hep birbirini ötekileştirdiler. Farklılıkları çok ciddi krize dönüştürdüler. Bir nesil mahvoldu. Hem milliyetçi ülkücü kesimden bir nesil hem milli görüşten bir kısım nesil hem de Devrimci dediğimiz tabandan çok ciddi insanlar çok genç yaşlarında uydurma mahkemelerde idam edildi. Yıllardır mahkum edildi. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu bunlardan bir tanesi. Bizi birbirimize kırdırmak için çok ciddi bir kumpas kuruldu bu millete. Bunları Rahmetli Başbuğ da anlatmaya çalıştı. Ülkenin geleceğini yok ettiler. O yıllara kaybedilmiş yıllar diyorum. O dönemleri esefle, hüzünle anıyorum. Keşke birbirimizi dinleme fırsatı bulsaydık. Keşke bir masa etrafında bunları sohbet etme imkanı bulsaydık. Sayın Türkeş’i tanıdıktan sonra dilime ne kadar dikkat etmem gerektiğini idrak ettim.

 

Çok dikkatli dil kullanıyorsunuz. Polemiklerden uzaksınız…

 

Ülke olarak buna ihtiyacımız var. Gittiğim yerlerde sohbetlerde izah ediyorum. Bu millet o kadar kıymetli bir millet ki dünyanın neresinde bir mazlum, gözyaşı, neresinde dökülen bir kan varsa o perişan insanların tek ümidi bu millet. Ümit olma durumu her geçen gün artarak devam ediyor. Yani bu milletin ümit olmasının tek yolu ülke insanının birbirini anlamasından geçiyor. Siyasi farklılıkları olabilir. Siyasi tercihleri farklı olabilir. Bizim insanımız farklı şekilde sandıkta siyasi tercihlerini yansıtmış olabilir. Mahmut Tezcan olarak onların hepsinin kıymetli olduğuna inanıyorum. Bu vatan topraklarında, bayrağı altında yaşayan her insanımızın birbirine ihtiyacı var. Bunu şu şekilde ifade ediyorum. Birbirinden ayrı yerlerde duran ama aynı hutbeye omuz veren sütunlar gibi olmalıyız. Bu ifadeler gönlümden dilime vuran ifadeler.

1988’de 12 Eylül sonrasında ilk kurucu Adana Ülkü Ocakları başkanı olarak görev aldım. Aynı zamanda Orman Mühendisi olarak görev yapmaktaydım.

 

Kozan’da da Yavuz Selim Aktaş idi değil mi?

 

Evet. Bizim üzerimizde çok büyük hakkı var. Ellerinden öpüyorum.

1993 yılında Türkiye Kamu-Sen kuruldu. O federasyona bağlı Türk Tarım Orman-Sen’in Adana kurucu başkanlığını yaptım. Türkiye’nin en büyük sendikası olarak 95 yılına kadar görev yaptım. 95 yılında 30 yaşımı doldurduğum gün MHP’den milletvekilliği aday adaylığı müracaatımı gerçekleştirdim. Rabbim nasip etti 4. sıradan milletvekili adayı oldum.

 

Milletvekili sıralaması 1. Alparslan Türkeş, 2. Salih Gökçe genel başkan yardımcısı, 3. Genel Sekreterimiz Devlet Bahçeli bey, 4. sırada da bendim.

 

Demediler mi bu genç nereden çıktı? Adana siyaseti şöyle bir sarsılmıştır…

 

Sarsıldı ama biz buna fırsat vermedik. O gün dediler ki aday adaylarının hepsi genel merkezde kamp kuruyor. Başkanım bizde gidelim kamp kuralım orada. Siyasileri etkilemeye çalışalım dediler. Dedim ki bu bize yakışmaz. Zaten 30 yaşındayız. O dönem Adana da çok kıymetli ciddi insanlar vardı. Siyasetin duayenleri burada. Hasan Çulluoğlu var. Rüstem Kocadurmuşoğlu gibi bir birinden değerli insanlar var. Biz dedim öyle yapmayalım. Bir Hoşseda bırakalım. Listeye giremesek bile. Ağızlarda bir tat bırakalım siyaset adına. Siyasetin tabandan yukarıya doğru gitmesi gerektiğini, tabanda oluşturulan heyecanın yukarıya doğru devam etmesi gerektiğini yerleştirelim dedik. Siyasete böyle bir faydamız olsun dedik.

Sokaklara çıktık. Kimse yok zaten. Aday adaylarının hepsi Ankara’da. Biz böyle sıkmadık el. Almadık gönül. Kurmadık muhabbet köprüsü bırakmadık. O kadar yoğun çalıştık. Yani sahada bizden başka kimse yok. Biz köy ve merkez mahalle muhtarlarımız olmak üzere

% 87’sinin elinden imzalı, mühürlü kağıt aldık. Biz genel merkeze her gün faksladık bunları.

 

Sıralamaya girmeden önce mi?

 

Sırlamaya girmeden önce. Sivil toplum örgütlerini tek tek ziyaret ettik. Ellerinden kağıtlar aldık. Basını o kadar kıymetli gördük ki yerel basınla her gün ilişki içerisindeydik. Onlara derdimizi anlattık. Aday adaylığı döneminde onlar sağ olsun bizi bağırlarına bastılar. Bizi manşetlere, haber programlarına taşıdılar. Hem basın dosyasını hem de muhtarlardan ve STK’lardan aldığımız imzalı kağıtları günü gününe genel merkeze gönderiyoruz. İnsanları geziyoruz. Ellerini sıkıyoruz. Gönüllerini alıyoruz. Genel merkez şaşırdı. Ve bizi 4. sıraya koydu. Biz 2 dosyayla gittik Ankara’ya. Bir basın dosyası bir de muhtarlar ve sivil toplum örgütlerinin imzalı mühürlü kağıtlarının dosyası.

 

O zamanlar Ali Halaman da vardı değil mi?

Ali ağabey 7. sıradaydı.

 

O zamana kadar genel merkezinizde baraj sorunu vardı değil mi?

Evet. O gün de vardı. Normalde Adana’da çok iyi bir performans gösterdik ama Rahmetli Nusret Demiral’ın yanlış bir ifadesinden dolayı %10’ların üzerinde olan rakam %8.75’lere falan geldi. Barajı aşamadık. 1996 yılında bir problemden dolayı ikinci kez genel merkez tarafından Adana Ülkü Ocakları başkanı olarak atandım. Kısa sürede problemi giderdim. Başka arkadaşa nöbeti devrettim. Milliyetçi Hareket Partisi il yönetim kurulu üyesi iken 2001 yılında İstanbul sıkıntılı bir şehirdi. 2001 yılında Recep Tayyip Erdoğan Bey Ak Parti’yi kuruyorum diyince Büyükşehir belediye başkanlığını kazandıktan sonra benim yaşadığım İstanbul’dan nasıl bir İstanbul’a dönüşüm sağladı dokunuşlarıyla. Suyu olan, çöp dağları yok olan, teneffüs edilebilir havası olan, insanların ulaşımının hemen hemen çok ciddi rahatlama gösterdiği bir İstanbul evrildi bir anda. Parti kuruyorum, bir hareket başlatıyorum çağrısına ilk icabet edenlerden birisiyim. Notere gittim gördüğüm lüzum üzerine partiden istifa ediyorum dedim. O günkü kurucu il başkanımız Av. Ömer Faruk Gergel beye vardım. Dedim ki; sayın başkan bir nefer olarak da vereceğiniz bir başka göreve de hazırım. O hareketin içerisinde yer almak istiyorum. Ülkenin geleceğini bu harekette görüyorum. Bu hareketin ülkenin ümidi olduğunu düşünüyorum. Sizinle beraber olmak istiyorum. O da memnuniyetle karşıladı. Beraber yol arkadaşıyız dedi. İlk 50 kişilik yönetim kurulu üyesi içerisine girdim. Sonra da teşkilattan sorumlu 2. başkan oldum. Seçimlere kadar bu görevi aktif olarak devam ettirdim. Seçimlerde de yönetim kurulunun çoğu milletvekili adayı olmak için istifa etti. Parti il yönetimi düştü. Biz de kendimizi biraz geriye çektik. Çünkü siyaset yapmak isteyen arkadaşlarımız çoğalmıştı. Biz de nefer olarak Ak Parti’nin gönüllüsü olarak siyasi hayatımıza devam ettik. Bugüne kadar geldik.

 

Şimdi ülkücü Ak Partilisiniz…

 

Öyle düşünmeyelim. Gönül dünyamda ülkücü kimliğimi hiçbir zaman inkar etmedim. Etmem de.

 

Halen de ülkücüyüm dediniz…

 

Tabi. Türk milliyetçisiyim. Türk İslam ülkücüsüyüm. Bundan da mutluluk duyuyorum. İnsanımın her birini ayrı ayrı kıymetli görüyorum. Ülkücü bir şahsa da yakışan budur.

 

Eski partinizden sıkıntı yaşamadınız mı?

 

Belki de tarihinde ilk kez belki de o ilklerden bir tanesiyimdir. Milliyetçi Hareket Partisi’nden istifa edip Ak Parti’ye geçtiğimde böyle bir yargılamayla karşılaşmadım. Hain damgası diye bir şey yemedim. Niye? Ak Parti’nin içerisinde bulunduğum dönem içerisinde de muhabbetim devam etti o kardeşlerimize karşı. Siyaset insanları birbirinden ayıran unsurlar değildir ki. Bunu hizmet yarışı olarak görmek lazım.

 

Sanki şöyle bir müeyyide var. Ülkücünün yeri MHP’dir gibi bir algı var…

 

Öyle düşüncesi olanlara saygı duymak lazım. O da önemli bir düşünce. Bir mensubiyet duygusuyla ifade edilen bir şey bu. Onu ifade edenler için o da kıymetlidir. Türk İslam ülkücüsü olarak Ak Parti’nin içerisinde yıllardır siyaset yapan birisiyim. Hiçbir yadırgama görmedim. Hiçbir tepki almadım. Geldiğim yerle, camiayla, tabanla ilgili bir sıkıntım yok.

 

Ama sonra bir de ittifak başladı. Sizle ilgili manşete attım. Cumhur ittifakına uygun isim dedim. Sizin hiç haberiniz yoktu.

 

Evet. Çok şaşırdım. Güzel ses getirdi. Liderler arasında Cumhur ittifakı gündeme gelince dünyanın en mutlu insanlarından bir tanesi oldum. Niye? Ülkenin geleceği adına. Ülkenin her bir köşesi ateş çemberi. Ülke çok ciddi sıkıntılı bir süreçten geçiyor. O dönmede o kadar çok ciddi bir ihtiyaç vardı ki Cumhur ittifakına. Çok minnettarım. Saygıyla karşılıyorum. Sayın Devlet Bahçeli Bey’in nasıl bir devlet adamı olduğunu çok net bir şekilde ortaya koydu. O kararı tarihe altın harflerle yazılacak bir karardı. Her babayiğidin verebileceği bir karar değil.

 

Polemik sorulara geçmek istemiyorum. Yani açılımdan bahsetmeyeceğim. Çünkü siz belediye başkan aday adayısınız. Genel Türk milliyetçiliğiyle ilgili ideolojik konulara fazla girmek istemiyorum. Çünkü halkımız sizi ilk kez görüyor. Ama fikri anlamda konuşmak, değerlendirme yapmak çok hoşuma gidiyor. Dolu ve donanımlı bir hemşerimizle fikri anlamda sohbet etmek daha güzel. Belediyecilik konusunda nasıl karar verdiniz? Belediye başkan aday adaylığını nereden düşündünüz? Neden icabet etti?

 

16 yıldır kurtuluş aşamasında aktif olarak görev aldığım, neferi olarak mensubu olduğum Ak Parti’nin ülke genelinde alınan oyların Adana olarak hep gerisinde oy alıyoruz. Bir siyasetçi olarak gözlüyorum. Ülkede yüzde ile 35-40 alıyor parti. Biz onun %10-12 olarak altında oy alıyoruz Adana olarak. Birinci parti olmamıza rağmen sürekli ülke genelinde alınan oyları eteğinden aşağıya doğru çeken sonuçlar elde ediyor Adana. Bu beni her seçimde üzmüştür. Bugüne kadar 1. gelmemize hiç sevinememişimdir. Yerelde zaten alınmış hiçbir başarı yok. Bir Aytaç beyle yakalanan bir başarı var. Parti o başarıyı bir türlü kendi başarısı olarak bile göremedi. Çok sıkıntılı bir ayrılık yaşadı Aytaç beyle. 16 yıldır böyle bunun derdiyle gözlem yaparak dertlenen bir insanım. Sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin ve Cumhur ittifakının çok güçlü bir şekilde sandıktan çıkması adına bu kaygımı net olarak ortaya koyma gereği hissettim. Tabiri caizse taşın altına elimi değil gövdemi koyma gereği hissettim. Çünkü bu sonuç benim için çok çok kıymetliydi. Seçimlerin içerisinde bununla ilgili ne yapabilirim diye dostlarla bir fikir alışverişinde bulunduk. Mahmut Tezcan imzasıyla Sarıçam’da büyük bir iftar organizasyonuna imza attık. Allah mahcup etmedi. Milletimiz o çağrımızı geri çevirmedi. 7 bin kişilik bir iftar organizasyonunu gerçekleştirdik. Üst perdede. Sadece davet sahibi Mahmut Tezcan. Siyasi partinin, Ak Parti’nin, MHP’nin hiçbir şeyi olmadı. Ömer bakanımın, vali beyin, emniyet müdürümüzün, toplumun her kesiminin iştirak ettiği ve güçlü bir şekilde milletin gönlündeki ittifakı yansıtan bir tablo oradaydı.

 

İl başkanı Fikret Yeni de hemşeriniz. Arkadaşınız biliyorum…

 

Evet. Kıymetli başkanım.

 

Başkanım sizin ekonomik durumunuzu da iyi biliyorum. İş dünyasından geliyorsunuz.

 

İşadamından ziyade uzun zamandır özel sektörde yönetici olarak çalışıyorum.

 

Organizasyon ses getirdi…

 

Evet. O zamandan itibaren acaba yerel seçimlerde Adana’nın 16 yıllık makûs talihini Ak Parti adına yenebilir miyiz? Yani toplumda güçlü bir ittifak oluşturabilir miyiz? Güçlü bir gönül birlikteliği oluşturabilir miyiz? Güçlü bir muhabbet ortamı oluşturabilir miyiz? Diye düşünmeye başladık. Ve sonuç itibariyle Adana’da yerel seçimlerde Ak Parti’nin güçlü bir şekilde çıkmasının tek yolunun toplumun kahir ekseriyetinin muhabbet duyabileceği, kendisindenmiş gibi görebileceği bir aday profiline ihtiyaç var diye düşündüm. Bunu yıllardır Ak Parti maalesef bir türlü sağlayamadı. Hep ipi göğüslemekte zorluk çekti.

 

Sadece partinizin yerel iktidarı kazanması için mi yola çıktınız?

 

Kesinlikle bir katkım olur diye düşündüm. Ve bu duygu ve düşüncelerle yola çıktık.

 

Burada bir eleştiri olacak. Sadece partinizi mi düşündünüz? Adana halkı, yatırımlar, projeler…

 

Ona da geleceğiz. Selavat güce bağlı.

 

Partimin güçlü olması için mi adayım?

 

Yok. Şunu diyorum. Partimin güçlü bir şekilde seçimden çıkmasının Adana için ne ifade ettiğini düşünerek bu meseleye böyle bakıyorum.

Biz Ak Parti olarak Mahmut Tezcan belediye başkan adaylığında iddiamı ortaya koymuşum %60’la ipi göğüsleyeceğim inşallah diye.

 

Adana’da çok manşetlerde çıktı. %60’la kazanırım. Büyük bir iddia bu. Yerel iktidarı çoktandır göremiyor anlattığınız gibi Adalet ve Kalkınma Partisi. Sayın Mahmut Tezcan diyor ki partisinin kendisini aday göstermesi halinde seçimi %60 oy oranıyla kazanacaklarını iddia etti. Başka bir iddia var. Yerelde ittifak yapılıp yapılmayacağı genel başkanımızın kararı. Eğer bir ittifak olursa da her iki tarafı da temsil edecek tek isim de benim. Benden daha iyi de bir aday bulmazlar.

 

Bu konuda mütevazı olmamayı tercih ettim. Çünkü Adana’nın çok ihtiyacı var bu başarıya. O’nu niçin olduğunu ifade edeceğim. Çok kıymetli hemşerilerim bu ifademi edepsizlik olarak görmesinler. Bu konuda ondan hayâ ederim. Yani bu ifadeyi şunun için istiyorum. Ne olursunuz anlayalım hemşerilerim. Adana’nın kaybedilmiş yılları var. Adana’nın köhneleşmiş bir şehircilik anlayışı var. Bir zamanlar Adana birinci ikinci sıralarda modern, marka şehirdi. İstihdamının, sinemasının çok güçlü olduğu bir şehirdi. Yani Adana gerçekten ilgi odağıydı. Şu an Adana nerelerde diye bir düşünün. 16. 17. sıralara geriledi.

 

Ak Parti’nin de genel iktidarı var…

 

Genel iktidarı var ama yerel iktidarların ne kadar önemli olduğunu ifade ediyorum. Bir yerel iktidar eğer vatandaşının, sanayicisinin, kültürün önünde koşmazsa, bunu kendine dert edinmezse… Yani burada yapılabilecek çok şey yok.

 

Özür dilerim. Sizi polemiğe sokmak istemiyorum ama şöyle bir algı var. Bunu çok siyasiden duydum. Sayın Aytaç Durak Sabancıları dahi kaçırdı dediler Adana’da.

 

Bu yerel siyaset anlayışıyla alakalı. Bunu Adana yıllardır yaşıyor.

 

Bir izleyicimiz Samet Çelik diyor ki Hüseyin Sözlü de kendisinin ülküdaşı. Neden karşısına rakip olarak çıkıyor? Aynı davada yetişmişler. MHP’li belediyeler özellikle Kozan’ı ve kendi ilçesi İmamoğlu’nu nasıl değerlendiriyor?

 

Siyaset farklı bir şey. Gönül birlikteliğinden öte siyasi bir şey var. Tercihimizi yapmışız. Ak Parti ayrı Milliyetçi Hareket Partisi ayrı bir parti. Yani bunlar ülkenin genel konjonktürü, genel havası üzerinde birlikte hareket etme iradesi ortaya koyuyorlar. Bunlar çok kıymetli şeyler. Ama bu iki partinin de mensupları, bağlıları var. Ve bu millet bu partilerin içerisinde hizmet yarışını ön planda tutuyor. Hizmet yarışında hangisi daha fazla ipi göğüsleyebilirse, vatandaşın gönlüne dokunabilirse, gönül telini titretebilirse, sanki ulaşabileceği, kapıların duvar olmadığı… Bu çok önemli bir şey.

İnsanlarımız çok fazla bir şey istemiyor. Kendisindenmiş gibi görebileceği, kendisi gibi yaşayan, istediği zaman ulaşabilmesi mümkün olan idareciler istiyor.

Bunu yıllardır istiyor ama bu konuda yeterince bu şeyi göremiyor. Siyasette bunu çok önemsiyorum. İnsana önem veriyorum. Siyasetin, hizmetin odağına insanı koyuyorum. Eğer bunu böyle yapmazsak başarılı olma şansımız yok. İktidarda sürekliliğimizin olma şansı yok. Bunu her siyasetçinin akıl defterine not etmesi lazım.

Mahmut Tezcan niçin %60’la ipi göğüslemek istiyor? 4-5 aydır vatandaşların içindeyim. Onların gönüllerini almaya çalışıyorum. Ellerini sıkıp muhabbet oluşturmaya çalışıyorum. Allah nasip ederse de sandıkta da bunların oyu’nu almak için gayret ediyorum. %60’la ipi göğüslemiş Adana’nın belediye başkanı olarak Sayın genel başkanımızın, cumhurbaşkanımızın huzuruna varacağım. Diyeceğim ki Sayın genel başkanım, cumhurbaşkanım %60 oy oranıyla Adana Büyükşehir Belediyesi’ni ve ilçe belediyelerini size hediye etmek istiyoruz.

 

Tayyip Bey’in yanına gitmeden önce %60’a nasıl ulaştınız? Hangi veriler sizi %60’a ulaştırdı? Merak ediyorum. Yönteminizi söylediniz. Bir yönteminiz doğru. Halkla iç içe, halkın sorunlarıyla, dertleriyle dertlenip, sevinciyle sevineceğim. Dokunacağım dediniz. Sarılacağım. Halkçıyım dediniz yani…

Bu büyük bir iddia. %60’ı nasıl alacaksınız?

 

Mesela diyelim ki Kayseri, Rize, Malatya, Konya… Bir sürü örneği var bunun. Bu insanlar tercihlerini %60–70 oranında bir siyasi hareketten yana kullanabiliyorlar. Bunun önünde hiçbir mani yok. Bu genel seçimler değil. Yerel seçimler. Yerel seçimlerde adayın daha çok profili ön plana çıkıyor. Vatandaşa bakış açısı ön plana çıkıyor. Bu çok önemli bir şey. Hüseyin Sözlü Bey mesela. Adana’da MHP’nin oy oranı 160 bin 180 bin. Dün de öyleydi bugün de böyle. Ama kaç bin oy aldı? 400 bine yakın oy aldı. Yani partisinin 2–3 katı oy aldı. Büyükşehir belediye başkanı oldu. Bu ne demek? Millet Adana açısından baktı meseleye. Millet bir ümit olarak gördü.

 

Sayın Hüseyin Sözlü 2014 seçimlerinde başarılıydı. Ulaşmadığı nokta kalmadı. Farsakların en ücra köşesine gitti. En cılız atı görmüş diyormuş ki bu at ne kadar güzel. Adam diyormuş ki bu adam benim atı sevdi. Buna veririm oyumu diyormuş.

 

Siyasetin duayenlerinden, kurtlarından bir tanesi kendisi. 3 dönem üst üste Ceyhan Belediye Başkanlığı yapıp Büyükşehir’i büyük oy oranıyla almak önemli bir şey.

 

Ama Ceyhan’da 4. parti oldu. Kozanlının oyunu aldı. Kozanlı ağabey bu konuda… Feke, Saimbeyli ,Tufanbeyli, İmamoğlu…

 

Meselemiz o değil.

 

Bu bölümün önemine dikkat çekiyorum. Hüseyin Sözlü’yü iktidara taşıyan Kozan ve çevresiydi.

 

Milletin topyekûn kabulü O’nu iktidara taşıdı. Sosyal demokratıyla, Ak Parti’nin içinden gelen bir takım insanlarla yani bir sürü kesimin kendisinden biriymiş gibi gördüğü bir aday profiliyle ortaya çıktığı için bu sonucu aldı.

 

Abdullah Torun Diyarbakır Çermikli diye taktılar kafaya. Diyarbakır da Diyarbakır dediler. Bunu çok iyi kullandılar.

 

Siyaseten o tür yaklaşımların doğru olmadığını düşünüyorum.

 

Siz farkında mısınız Kozan ve o bölümünün onu başarıya ulaştırdığının?

 

Tabii. Farkındayım. Farkında olmaz mıyım? Ben siyaseten çok iyi gözlemciyim. Rahmetli Türkeş’in talebesiyim ben. Bunla gurur duyuyorum. Bu konuda çok iyi özgüvenim var. Siyasetin okunması açısından. Ben bütün bunlarla birlikte söylüyorum. Bu % 60’ı. Hiç yabana atılacak bir şey değil.

 

Mahmut Tezcan dokundu. Mahmut Tezcan’ı sevdiler. Tanımayanlar da tanıyacak yavaş yavaş. Ama nasıl olacak bu? Sizin ekibiniz nasıl olacak? Renklilik mesajları verdiniz. Siyasi ayrım yapmayacağınızı söylediniz. Türkiye’de ayrımlar büyük ama!

 

Mesela gittiğim her yerde şunu söylüyorum. Ortak akıl diyorum. Ortak akıl. Bu ne demek biliyor musunuz? Farklılıklarımızı zenginlik kılacağız diyorum. Ayrı ayrı yerlerde duran ama aynı kıbleye omuz veren sütunlardan bahsediyorum. Sazın tellerinden bahsediyorum. Bunların hepsi kafamdaki, gönlümdeki bir siyaset anlayışının idare etme sanatının temel taşları bunlar. Bunu gittiğim yerlerde milletime anlatıyorum. Diyorum ki bakın çok kıymetli hemşerilerim. Bugüne kadar siyasi tercihiniz ne olursa olsun benim için çok kıymetli. Ülkenin demokrasisi için vazgeçilmezi. Olmazsa olmazı. Ama bu yerel seçimlerde bizim etrafımızda gönül birlikteliğinizi, muhabbet dünyanızı, oy birlikteliğinizi bizim dünyamızın etrafında toplarsanız. Benim buna çok ihtiyacım var ama! Adana’nın da buna ihtiyacı var. Ve biz % 60 oyla ipi göğüslersek sonuçta Adana kazanacak. Kazanmış olan tek Ak Parti olmayacak. Genel başkanımıza % 60 oyla gidersek.

 

Aldınız gittiniz diyelim. Evet.

 

Bu sonucu yüzünüzü güldürme adına size hediye ediyoruz. Ama Adana adına sizden istediğimiz talepleri geri çevirmeyin. Bizim koşmaya ihtiyacımız var. Yürümeye ihtiyacımız yok. Adana için. Adana’nın kaybedilmiş yıllarını tekrar Adana insanının hizmetine sunmak adına sizden çok ciddi taleplerimiz olacak lütfen bunları anlayışla karşılayın. Bizim hiçbir talebimizi geri çevirmeyin diyeceğiz. Genel başkanımızın desteğiyle bize Adana’nın önünde koşmaya başlayacağız. Bütün bunları yaparken işte bu gönül birlikteliğini sandıkta sağladığım o insanların gelecek adına, yönetim anlayışı adına taleplerini de hayata geçireceğim.
Ben Büyükşehir belediye başkanı olduğumda her ay bir masa etrafında Adana’daki bütün siyasi partilerin il başkanlarını, meclis başkanlarını toplayacağım. Adana’ya ne yapılacaksa, hangi projemizi hayata geçireceksek masaya yatıracağız. Onların fikirlerini alacağız. Onların istişaresini, katkılarını önemseyeceğiz. Bu o kadar kıymetli bir şey ki Yalçın Bey. Ortak akıl diyoruz. Bir ortak kültür oluşturmak diyoruz.

Adana’da yaşayan bütün kesimler, her siyasi kesimden insan Adana’daki dokunuşlarımızda kendi paylarının da olduğunu düşünecekler. Bu çorbada benim de tuzum var diyecek. Biz kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Kimseye öte git demeyeceğiz. Derdimiz Adana. Adana’nın kaybedilmiş yılları. Adana’nın köklü problemleri. Adana’yı biran önce bu halinden kurtarmamız lazım. Yaşanabilir bir kent olma adına. Ulaşımı kolay olabilme adına. İstihdamında Türkiye’nin önde gelen illerinden bir tanesi olma adına. Markalaşmada öne çıkan bir şehir olma adına. Bir sürü derdi var bu Adana’nın. Gelin ortak akılla bunları hayata geçirelim diyeceğiz. İnanın bizden sonra da bu gelenek devam edecek. Yalçın Bey. İhtiyacı var bunun Adana’ya. Adana’da yaşayan insanımızı birebir önemsemek. Her bir insanımızı aynı kıymette görmek. Siyasi tercihi ne olursa olsun.

 

Çok özür dilerim. Şimdi bizi izliyorlardı. Kozan’da bir İŞ-Kur alımı oluyor. Hep Ak Partilileri dolduruyorlar. Nasıl olacak? Partizanlık olacak mı? Olmayacak mı? Mevlana’nın, Yunus Emre’nin şeyi gibi anlatıyorsunuz. Dinliyorum ben. Acaba bir siyasetçi bunu nasıl gerçekleştirecek diye de düşünüyorum. Sorguluyorum aynı zamanda. Gönül rahatlığıyla Mahmut Tezcan sebze pazarını nasıl gezecek diyorum. Ekonomik kriz var. Domates, ekmek, soğan her şey zamlandı. Sizi etkilemeyecek mi?

 

Tabii ülke bir ekonomik sıkıntıdan geçiyor. Bunu hiç kimse yok sayamaz. Ama ülke büyük bir saldırı altında. Bunu da hiç kimse göz ardı edemez. Yıllardır Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu kurulalı Rahmetli Atatürk’ten başlamak üzere Sayın İnönü, Sayın Menderes, Sayın Demirel, Sayın Özal hangi birisini sayarsanız sayın bugün Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a kadar. Dünyayı idare eden aileler. Olağanüstü güçler. Her zaman ülkemizi göz önünde tutmuşlardır. Her zaman kendi kontrollerinde tutmak istemişlerdir. Bunun içinde ellerinden geleni yapmışlardır. 12 Eylül’de darbe yapıldı. O kadar gencimiz öldü. Darbe olduktan sonra her şey bir anda süt liman oldu. Henry Kissinger diyor ki “Türkiye’de bulunan dostlarımız marifetiyle ülkenin yönetimine el koyduk” diyor. İfadelerinde. Ülkeyi sıkıntıya sokan güçler hep ülkedeki dostlarını kullandılar. Bunu da hiç böyle gizlemediler.

 

Emperyalist güçler diyebiliriz değil mi?

 

İlk kez bu dönem. Dostları marifetiyle ülkeye çeki düzen veremediler. Millet duyarlı geldi. Milletin artık sinir uçları harekete geçti. Bakın ilk kez ABD Başkanı Sayın Tramp ve yardımcısı bütün dünya basınının önüne çıktı. Ve dedi ki “Türkiye ile savaş halindeyiz. Ve bu savaşımız devam edecek” dedi. Hepimiz şahit olduk. Dostları beceremeyince kendileri devreye girdi. O kadar çetin dönemden geçiyoruz.

 

Niye Kıbrıs Barış Harekâtı’nda da karşı karşıya geldiler?

 

O zaman da aynı şekilde dostları marifetiyle yaptılar. Bir anda ülkede bir yokluk, karaborsa oluşturdular. Daha önce dostları marifetiyle yapıyorlardı. Şimdi kendilerini ortaya koymaya başladılar. Ülkenin geçtiği konjoktör, saldırı çok ciddi bir saldırı. Ama ben inanıyorum duyarlı bir iktidar var. Duyarlı bir cumhurbaşkanımız var. Meselenin halledilmesi noktasında acil kararlar alınıyor. Ani müdahaleler yapılıyor. Tabi bunun süreç alacağını düşünüyorum. Bu millet daha fazla ekonomik sıkıntı yaşamadan tekrar o uygun zamların olduğu dönemler tekrar gelecektir. Bu konuda endişem yok. Milletin birliği, beraberliği, birbirine sarılması devam ettiği sürece kesinlikle kendileri de dostları da bir şey yapamayacak. Vatandaşımızın derdi çok.

Ama biz Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı aldığımız günden itibaren Adana Büyükşehir Belediyesi’nin bütün gelirlerini

 

Türkiye’nin en borçlu 2. belediyesi

 

ASKİ dahil olmak üzere vatandaşımızın huzurunda açıklayacağız.

 

Şeffaflık diyorsunuz yani çok önemli.

 

Adana Büyükşehir Belediyesi ne kadarlık bütçeyle idare ediliyor? Ne kadar para geliyor? Bunu vatandaş görecek. Vatandaş şunu anlayacak. Adana Büyükşehir Belediyesi’ne o kadar büyük para geliyorsa, ASKİ’nin bu kadar geliri varsa, Büyükşehir yönetimi bu paralarla neler yapıyor? Bunu şeffaf bir şekilde gözlemleyecek vatandaş.

 

Şuan gözlemleyemiyor mu? Şeffaflık yok mu şuan?

 

Şuan kimse böyle bir şeyi ifade edemez. Sen görebiliyor musun Yalçın Bey? Adana Büyükşehir Belediyesi’nin, ASKİ’nin geliri şu kadar. Kaynakların şu kadarını buralara harcadık diye bir şey duyduk mu şuana kadar?

 

Ben Kerbela’da yaşadığımızı biliyorum. Susuzluktan duramıyoruz. Yağmur da durdu.

 

Adana suya en kolay ulaşılabilen kent. Ama bütün insanlarımız su parasından muzdarip. Gittiğim her yerde ifade ediyorum.

 

Adana’da muhtarlarla yaptığınız toplantıda su fiyatlarını yarı yarıya indireceğim dediniz?

 

Evet. Bunu da herkes görecek. Bunun nasıl olacağını da bütün çıplaklığıyla ortaya koyacağız. Şunları şunları yaptık bundan dolayı da suyu % 50 ucuzlattık. Senin hanene dokunmak istiyorum diyeceğim. Çünkü seni ciddi sıkıntıya sokan bir şey su parası. Biz böyle haneler dokunmaya geliyoruz. Ulaşıma dokunmaya geliyoruz. Marka şehir olma noktasında Adana’ya dokunmaya geliyoruz. İstihdama dokunmaya geliyoruz.

 

Nasıl dokunacaksınız? Mesela Hüseyin Sözlü atıyorum 5 bin işçiyi 10 bin–18 bin yapmış.

 

Belediyeyle yapılmaz bu işler. Belediye işçilerimizin her birisi bizim kıymetlimiz. Biz yönetimi devraldıktan sonra onların hayat standartlarının yükselmesi noktasında günü gününe maaşını alan ve artan oranlarda. Onlar her ay bilecekler ki, Büyükşehir Belediyesi maaşını verecek, onlarda gidecek ailesiyle o huzuru yaşayacak. Sadece hakkıyla görev yapanları kastediyorum. Büyükşehir belediyesindeki işçilerin hepsinin çalışıp çalışmadığı noktasında kaygı var.

 

Üstü kapalı geçiyorsunuz başkan?

 

Biz belediye başkanı olduğumuz gün. Bütün personellerimizin listesini çıkarıp ilan edeceğiz.

 

Çalışmadan maaş alanlar mı var? Bankamatikçiler mi var?

 

Vatandaşın kafasından bu kaygı kalkacak. Niye vatandaşın kafasında bir sürü böyle soru oluşsun? Belki de gece-gündüz çalışıyor bu insanlar. Benim şu kadar personelim var. Şurada şurada çalışıyor demem de bir sorun var mı? Yok. Vatandaşın kaygısı gider. Ondan sonra işçinin maaşını günü gününe ödeyen bir belediye.

 

Kaynaklar nasıl olacak? Su parasını yarı yarıya indireceğim diyorsunuz? Belediyeyle olmaz diyorsunuz?

İstihdam belediyeyle olmaz diyorum. Bakın. Belediye başkanı olduktan sonra diyelim 18 bin personel var. Biz istihdamın önünü açacağız derken, gelip 18 bin tane daha işçi alacağız demiyoruz.

 

Biraz bize Ütopya gibi geliyor. Çünkü pratikte Kozanlı hem yerel hem de genel politikalardan hizmetleri tam anlamıyla alamadı. Bizim eksiklerimizi siz de görüyorsunuz. Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli’nin, İmamoğlu’nun eksikliklerini biliyorsunuz. Adana’nın içindesiniz zaten.

 

Bunun için aday olduk. Adana’yı, Kozan’ı, Feke’yi, Saimbeyli’yi, Tufanbeyli’yi, İmamoğlu’nu çok daha iyi yerlere getirme adına bir derdimiz var diye adayız biz. Yoksa niçin adayız? Böyle bir ihtiyaç görmesek, Adana ve ilçelerine her şey güllük gülistanlık, sütliman olsa Mahmut Tezcan’ın ne işi var siyasette. Dert bizi söyletiyor. Bir dert bizi yollara düşürüyor yani. Adana’nın içinde bulunduğu dert bizi yollara düşürüyor. Bu millet adına bir kaygı. Siyaset anlayışını tamamen değiştireceğiz. İşin başı buradan geçiyor.

Büyükşehir belediye başkan aday adayı olarak kapı kapı geziyorum. Her insanın elini sıkıyorum. O’nun kıymetli zamanını alıyorum. Kendimi anlatmaya çalışıyorum. Ben sizin kıymetli zamanınızı alıyorum. Vatandaşlar bizi dinliyor.

 

Ben çok memnunum.

 

Biz milletin kapısında siyasi bir dilenciyiz. Hiçbir siyasetçinin arka plana atmaması lazım. Başucu kitabı haline getirmesi lazım. Siyasetçi kim? Bu bakan da olsa milletvekili de olsa aynı. Biz milletin kapısında siyasi bir dilenciyiz. O’nun değerli vaktini, oyunu aldık. Belediye başkanı olduk. Vatandaşın fedakârlığı bitiyor mu? Bitmiyor. Görev yaptığım süre içerisinde benim maaşımı vergileriyle ödeyecekler. Benim arabamım parasını bu millet vergileriyle ödemiş. Benim oturacağım odamı bu millet vergileriyle dayamış, döşemiş. Kıymetli hemşerilerimin bizim için bu kadar fedakârlık yaparken, yani bizi biz yapan unsurun aslı oyken.

Ya bizim onların ensesinde boza pişirmeye, küçük görmeye, onlara kapıyı duvar etmeye, onlara ulaşılamaz olmaya hakkımız var mı? Elbette onların önünden koşacağız. Elbette insanımız için gayret edeceğiz. Çaba sarf edeceğiz.

Yerel yöneticiler eğer sanayicinin önünden koşarlarsa, onlar için yaşadıkları şehir bir cazibe merkezi haline getir. Alt yapısını yap. Yatırımcı buraya yatırım yapmak için var gücüyle seferber olur. Yatırım demek. İstihdam demektir. Bunlar çok çok önemli. Bugün sanayici Adana’ya kem bakıyor. Çünkü önünden koşan yerel bir anlayış yok.

 

Sadece yerel bir anlayışla mı başkan? Mesela Kozan’a niye yatırım yapsınlar? Kadirli’de sigortalar yarı yarıya. Kalkınma da öncelikli teşvik alıyorlar. Genel politikaların da etkisi oluyor. Adana-Kozan arasına duble yol yapıldı. 10 yılda yapıldı. Karadeniz’e gittim. Her taraf hizmet dolu. Metro dolu. Kıskandım. Kozan’a geldiğimi köprüden gelirken takır

tukur seslerden anladım.

 

  1. yönetimlerin güçlü olduğu illerde vatandaşları da arkasına aldığında çok önemli işler yapacağına inanıyorum. Biz ortak bir konsorsiyum sağlasak valiliğiyle, Büyükşehir’le, sanayicisiyle, basınıyla. Bunun öncülüğünü biz yaparsak. Kuracağımız ekiple Adana’ya yapılması gereken bütün yatırımları tez elden Adana’ya getiririz. Bunun önünde hiçbir mani duramaz. Bakın. Başkaları böyle yapıyor. Bizdeki iç çekişmeler, kısır döngüler, anlaşma ve uzlaşma noktasında eksiklik. Ortak akıl dediğimiz ortak şey yok. Ondan dolayı Adana kaybediyor.

Abim 5 dönem muhtarlık yaptı. Delihasan Köyünde. Özal iktidara gelmiş. Demişler ki Adana heyeti olarak Özal’ı ziyarete gidelim demişler. Milletvekili başta il başkanı ve muhtarlardan bir grup. Özal da Adana ekibi geliyor diyince. Bütün kurmaylarını toplamış. Müsteşarlarını, müdürlerini de arka plana almış ki, Adanalılar talepte bulunacak, Özal da onlara cevap verebilecek yani. Adana heyeti nasılsınız? İyi misiniz? Diye giriş yapmış. Dinliyorum sizi demiş. Müsteşarlar, müdürler arkada hazır kıta bekliyorlar. Bir tanesi kalkmış demiş ki; “Sayın Başbakanım. Bizim bu doktor buradan kesinlikle gidecek. Doktor mu demiş. Nereye gidecek? İşte efendim bu öğretmen burada olmaz. Bu imam burada olmaz. O öyle. Bu böyle. Özal göz işareti yapmış. Arakadaki bürokratlarına “İşinize gücünüze bakın” demiş. Mesele anlaşıldı demiş ya. Ya bir Adana’yla ilgili bir dert olacak ya. Kısır çekişmelerden uzak. Biz Adana insanı olarak bir ve beraber olacağız. Güç birliği oluşturacağız.

 

Vatandaş klasik siyasetçilerden bıktı. Belediye başkan adayları gelip diyor ki, Şehrül Emin olacağız. Hz. Ömer’den bahsediyorlar. Koyunun ayağı kırılsa sorumlusu biziz. Sonra ortada koyun kalmıyor. Kurtlar koyunu kapıyor. İnsanlar siyasilerden bir samimiyet göremiyor. Klasik siyasetçilerden bıktı. Siz Türk-İslam Ülküsünden bahsettiniz. Bilge Kağan diyor ki “Gece yatmadım. Gündüz uyumadım. Milletim için çalıştım diyor. İnsanlar ilgi, alaka, ulaşılabilirlik, saydamlık, verimlilik başkanım hangi sorunundan bahsedelim. Görüyorsunuz. Bizim bu bölümün. Adana’nın. Amerika’dan eleştiri yapıyorlar “Ak Parti Adana’yı bitirdi ha diyor” Coşkun Çörekli. Vatan Partisi İlçe Başkanı da diyor ki; “Tunceli Ovacık’ta suyun tonu 50 kuruş” diyor.

 

Bu arada eleştirilerde geliyor. Nevzat Karataş “Hükümetin destek vermesi için illaki partisinden mi olması lazım? Şeklinde eleştiriler getiriyor. Eleştiriye açık mısınız? Açığım diyorlar sonra gazetecileri mahkemeye veriyorlar.

 

Eleştirilere her zaman açık olmak lazım. O konu da rahatım yani. Bir tane yerel basından gazeteci arkadaşımız bir tane yazı kaleme aldı. Gördüğü uygulamadaki yanlışlığı, vatandaştaki yansımasının olumsuzluğunu ifade etmek için belediyeye ulaşmaya çalışmış. Ulaşamamış. Onu kaleme dökmüş. Çağrı şeklinde yayınladı. Diyor ki, “No olur sayın başkan biz size ulaşılabilir olalım. Biz sizin gönüllü eleştirmenleriniz” diyor. Yerel basını böyle gör diyor. Uygulamadaki bir yanlışlığı görüp size söylersek. Sizde o yanlışlığı ortadan kaldırırsanız. Bu size olumlu yansır diyor. Ben bunu çok önemsiyorum mesela. Yerel yönetimlerin başına olanlar basına ve muhtarlara önem vermeli. Bu iki unsur o kadar kıymetli ki. Çok kıymet veriyorum buna. Muhtarlar vatandaşa en yakın insanlar. Mahallesindeki derdi birebir gören ve yaşayan insanlar. İlk problem ona varıyor. Eğer onlar saygın ve etkin kılınırsa, onlar yerel yönetimlere ulaşılabilir kılınırsa belediyeciliğin probleminin çoğu giderilmiş olur.

Ben mesela eskiden şöyle düşünüyordum. İlk başlarda. Diyordum ki Büyükşehir belediyesinin gönüllü denetmenleri olmalı. İlçelerde ve ilde. Mahallelerde ve sokaklara gezecek. Belediyenin uygulamalarının vatandaştaki yansımaların bire bir görüp tespit edecek. Be tespitlerin olumlu ve olumsuz yönünü eksiğini fazlasını belediye birimlerine aktaracak ve belediye birimleri de anında müdahale edecekler. Belediyeler böyle bir hizmet alsa. O denetmenlere dünyanın parasını ödeyecek. Bunu beleş yapan. Muhtarlara var. Yerel basının mensupları var. Bunları kıymetli kılarsak. Eleştirseler bile başımızın tacı edersek hizmetlerimizin vatandaş tarafından çok daha fazla kabul görür hizmetler olurlar. Belediye başkanı olduğumda muhtarlar çok saygın etkin kılacağım. Yerel basının unsurlarını gerçekten eleştiri noktasında da istediği gibi hareket edebilen, hakaret etmemek kaydıyla bize ulaşabilir kılacağız. Onları güçlü kılacağız ki bizde yaptığımız çalışmaların vatandaştaki karşılığını görelim.

 

Başkanım sadece seçim zamanı siyaset yapılıyor. Seçim var ya. Hastalar yoklanıyor. Cenazelere gidiliyor. Seçim bittiği zaman ne geçmiş olsun diyen var. Ne de Allah rahmet eylesin diyen var. Bizim burada bir söz var. “Guru guru gadanı alayım. Takır takır yolunda öleyim”. Sevincimizle sevinsin. Dertlerimizle dertlensin. Böyle bir şey olmuyor.

 

 

  1. belediye de ortak aklı, ortak kültür anlayışını, yönetimi hakim kılarsak. Görevi yapan insanların yaptığı çalışmaları şeffaf kılarsak. Bizim bir açık kapı politikamız var. Başından beri söylüyorum. Biz vatandaşın bize ulaşılabilir olmasını sağlayacağız. Bende dahil olmak üzere. Bütün sekreterlerim, daire amirleri, ASKİ hepsinde açık kapı politikası. Bir kere bizim anlayışımızda kapı olmayacak. Vatandaş bizi ulaşılabilir bulacak. Derdini bize ulaştırabilecek. Ve bize o konuda çözüme odaklanacağız. Bir kere böyle olursa kafalarda sorular kalmaz. Yani şu daire başkanı böyle yapıyor. Belediye böyle yapıyor. Şunu götürüyor. Bunu getiriyor. Bu meselelerde gayet açık olursak. Bugün git yarın gel. Kardeşim bekle. Bilmem ne. Bu anlayıştan uzak olursak. Yalçın Bey. Ben şöyle bir siyaset anlayışa sahibim. Benim bir bölümümü vatandaşın içinde geçirmem lazım. Görev yaptığım süre boyunca bu benim boynumun borcu. Ben çok kıymetli ekibimle birlikte görevi devraldığım andan itibaren. Bu açık kapı ve şeffaflık politikasıyla, kılı kırk yaran bir anlayışla, tüyü bitmemiş yetimin hakkı, gelen bütün paranın Adanalının hakkı olduğu anlayışıyla, yönetim anlayışıyla ekibimi yerleştirdikten sonra. Ben evimden çıkarım. Gayet sakin. Öyle orduyla falan değil ha. Güvenlik ordusuyla bilmem ne koruma ordusu. Böyle bir şeyi asla kabul etmem. Hayatımda böyle bir şey yok zaten.

 

Hısım, akraba, kardeş. Ama Kavun değil ki koklayıp alalım. Yani siyasiler konuşuyor ama. Başkanım sizi tenzih ederim. Tenzih etme modası var ya. Siyasiler geliyor. Emmi, dayı, yeğen, akraba, hısım dolduruyor. Sen şu daire başkanısın. Sen şundan sorumlusun.

 

Ama bunun aksini yapan politikacılar, yerel yöneticiler de var.

 

Var mı?

 

Meseleye liyakat hassasiyetiyle bakan. Onu kıymetlendiren, onu ön plana alan. Haklıya hakkını veren yönetin anlayışları da var. Biz bunlardan bir tanesi olmak istiyoruz. Bu millet çaresiz değil Yalçın Bey. Bu milletin içinde gerçekten kılı kırk yaran, bu milletin adına iş yapacak. Bu milletin bütün hakkını sanki kendi hakkıymış gibi savunacak insanlar var. Biz bunları özenle seçeceğiz. Ve milletin hizmetine sunacağız. Onların ensesinde boza pişiren elemanlar yapmayacağız. Yönetimi devraldığımda ben bütün

Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]