ÖNCE YOLDAŞ SONRA YOL - 10.10.2017

ÖNCE YOLDAŞ SONRA YOL
Adamın biri, kötü yoldan kazandığı parayla bir inek almış. Sonra, yaptığına pişman olmuş. İyi bir şey yapmak için, ineği Hacı Bektaşi Veli’nin dergâhına bağışlamak istemiş. O zamanlar dergâhlar, aşevi işlevi de görüyormuş. Gitmiş, Hacı Bektaşi Veli’ye danışmış. Hacı Bektaşi Veli “helal değil” diye bu ineği geri çevirmiş. Bunun üzerine, Mevlana dergâhına gitmiş. Mevlana bu hediyeyi kabul etmiş. Adam, daha önce Hacı Bektaşi Veli’nin bu ineği kabul etmediğini söylemiş.

Mevlana’ya bunun sebebini sormuş. Mevlana, “biz bir karga isek Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz. Ama o kabul etmeyebilir” demiş. Adam üşenmemiş, kalkmış Hacı Bektaşi dergahına gitmiş. Hacı Bektaşi Veli’ye; Mevlana’nın, kurbanını kabul ettiğini söylemiş. “bunun sebebini bir de siz açıklar mısınız?” diye sormuş. Hacı Bektaşi Veli’de şöyle demiş.

“bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir.

Ama onun engin gönlü kirlenmez. Onun için, hediyeni kabul etmiştir.”

Birbirlerini kırmayan yermeyen…

Dostlarının sözlerini iyiye yoran, yücelten…

Böylesine bilge adamlar varsa ne mutlu onlara.

 

Kabağın Sahibi

Vaktiyle bir derviş berbere gider. Berberden saçını dibinden kazımasını, sakal ve bıyığını kısaltmasını ister. Tereddütsüz bir şekilde berber koltuğuna oturan derviş: - “Vur usturayı berber efendi!” der. Berber, dervişin saçlarını kazı maya başlar. Derviş de aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak: - “Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!” diye kükrer. Dervişlik bu… Sövene dilsiz, vurana elsiz olmak gerek. Ses çıkarmaz, biraz çaresiz, biraz mütevekkil usulca kalkar yerinden. Berber, bu gariban müşterisine karşı mahcup olmakla beraber kabadayının pervasızlığından da korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa baslar. Fakat küstah kabadayı, tıraş esnasında da boş durmaz; sürekli aşağılar dervişi, alay eder: “Kabak aşağı, kabak yukarı!” Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası, yokuştan aşağı hızla kabadayının üzerine doğru gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir, kabadayının karnına batıverir. Kaşla göz arasında babayiğit kabadayı oracığa yığılır kalır, ölmüştür. Herkes bir anda olup biten bu olayın hayret ve şaşkınlığı içindedir. Berber de şok olmuştur; bir manzaraya, bir dervişe bakar ve dervişin beddua ettiğini düşünerek gayr-i ihtiyarî sorar: - “Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?” Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: - “Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helâl etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir de sahibi var. O gücenmiş olmalı!

Ne güzel Söylemiş Yunus Emre:

“Olsun be aldırma yaradan yardır.

Sanma ki zalimin ettiği kârdır.

Mazlumun ahı indirir şahı,

Her şeyin bir vakti vardır.’’


 

- 10.10.2017