İTHAL TOHUMLAR SOFRAMIZA KANSER OLARAK NASIL GELDİ? - 16.5.2018

Soner YALÇIN’IN SAKLI SEÇİLMİŞLER KİTABI’NDAN ALINTI

 

Çocuklarımızın ve hepimizin hayatını yakından ilgilendiren ve herkesin mutlaka okuması gereken bu kitaptaki yazıları her hafta yayımlamaya karar verdik.

 

İTHAL TOHUMLAR SOFRAMIZA KANSER OLARAK NASIL GELDİ?

 

Donald Rumsfeld, ismini duymuşsunuzdur; Irak ve Afganistan işgalinin beyni! ABD Savunma Bakanı. Bakınız yolu nerede kimlerle kesişiyor:

Rumsfeld 1975 ve 1977 yılları arasında Ford Hükümeti’ndeki Savunma Bakanlığı görevinin ardından politik kariyerine ara verdi. Kimyasal ilaç şirketi G.D. Searle& Company’de çalışmaya başladı. Ardından…

1977–1981 yıllarında şekerden 180 kat daha güçlü olup 6 bin gıda ürününde kullanılan kimyasal tatlandırıcı “aspartam” patentini elinde bulunduran G.D. Searle&Company ilaç şirketinin CEO’su ve sonra yönetim kurulu başkanı oldu.

1981 yılında ABD Başkanı Ronald Reagan, Rumsfeld’i “geçiş dönemi takımına” aldı. Sadece 4 ay sonra…

G.D. Searle&Company “ Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi(FDA)”nden 8 yıldır alamadığı “aspartam” onayını aldı!

Sonra, G.D.Searle&Company 1985 yılında küresel tarım devi Monsanto tarafından satın alındı.

Bu satıştan 12 milyon dolar kazandığı konuşulan Rumsfeld, 2001 ile 2006 yılları arası bu kez George W. Bush kabinesinde Savunma Bakanı oldu!

Evet. Irak işgali sonrası Monsanto’nun bu ülkeye girmesi tesadüf değildi. Mesele sadece petrol değildi.

Peki. Irak’a silahla…

Türkiye’ye AKP döneminde nasıl girdiler!

 

Erdoğan tohumumuzu öldürdü

“ Tarım canavarı” ABD’li Monsanto…

1997’de tarım ilacıyla Türkiye pazarına girdi. Hemen 1 yıl sonra, ABD şirketi Cargill firmasının tohum bölümünü satın aldı.

Cargill, Asgrow ve Dekalb tohum markalarını 1999’da, DEKALB çatısı altında tek marka olarak birleştirdi.

2007’de Global olarak Deltapine pamuk tohum firmasını bünyesine kattı.

2008’de Seminis sebze tohum firması ve 2009’da ise DeRuiter Seed firmasını satın aldı.

AKP bu küresel alışverişlerin neresindeydi?

Tarih: 2 Ekim 2006.

TBMM önünde küçük bir grup basın açıklaması yaptı. Ellerindeki pankartlarda şunlar yazılıydı:

  • Tohumlarımızı yasaklamak ülkemizi silahsız işgal ettirmektir.
  • İthal tohumların soframıza kanser olarak gelmesini istemiyoruz.
  • Tohumculuk yasa tasarısı Meclis’ten çekilsin.
  • Tohum Yasası tohum çeşitlerimizi yasaklayacaktır.

 

Basın açıklamasını Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın okudu:

“Çokuluslu şirketlerin tohum piyasamızı ele geçirmelerine zemin hazırlayarak, ülkenin geleceğini pazarlayan Tohumculuk Yasa Tasarısı geri çekilmelidir.”

Küçük grup basın açıklaması sonunda Meclis bahçesine tohum serperek “Bu gördüğünüz son yerli tohum olabilir” uyarısında bulundu.

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonlaşma Platformu Meclis’e mektuplar gönderdi:

“ Tarım üretim sürecinde çiftçiyi kendi ürettiği üründen tohumluğunu ayırıp kullanmaktan alıkoyarsanız, işte o zaman çiftçiyi çiftçi olmaktan çıkarırsınız. Tohuma kimi sahip kılar iseniz onu çiftçiye de sahip kılarsınız… Evet, sayın milletvekilleri gelin güzel ülkemizi çokuluslu şirketlerin deneme tahtası yapmayın.”

Avrupa’daki küçük çiftçilerin örgütü La Via Campesina da mektup gönderdi:

“ Biz Avrupalı küçük çiftçiler, benzer yasalardan çok çektik, hala da çekiyoruz. Tarımsal üretimimiz her geçen gün çokuluslu şirketlere, onların tohumlarına ve tarım ilaçlarına daha fazla bağımlı hale geliyor. Yeni yol açması için yakınımızda Türkiye gibi bir ülkeye ihtiyacımız var. Avrupa’nın bütün küçük çiftçileri için ve düşük kaliteli üretilmiş ürünlere boğulmuş tüketicileri için bir ümit yolunu açacak Türkiye’ye ihtiyacımız var.”

GDO’ya Hayır Platformu, Ekoloji Kolektifi, Tüketici Hakları Derneği, Türkiye Tarımcılar Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarının eylemleri bir ay sürdü. Sonuç ne oldu?

Tarih: 31 Ekim 2006.

AKP 5553 sayılı “ Tohumculuk Kanunu”nu çıkardı.

Dönemin Bakanı Mehdi Eker, “tohum yasasını ilk biz çıkardık” diye övündü!

Şu soru önemli:

AKP iktidar olur olmaz tohum meselesine neden el attı?

“Görevle” mi iktidara getirildi?

Monsanto gibi küresel tarım şirketlerinin tohumu teslim alma süreci 8 Ocak 2004 tarihinde yasalaşan 5042 sayılı Islahatçı Haklarının Korunması Kanunu ile başladı. Tohumculuk Kanunu’yla birbirini tamamlayan bu iki kanun, önce tohum ıslahı yapan şirketlerin haklarını düzenledi. Daha sonra devlet eliyle ıslahçı şirketlere Pazar yaratılmasına güvence sağladı.

Erdoğan, Özal’ın yolundan yürüyordu…

Tohumculuk Kanunu’nun 5. maddesinde, “ Bakanlık tarafından, bitkisel ve tarımsal özellikleri belirlenerek, sadece kayıt altına alınan çeşitlere ait tohumlukların üretimine izin verilir” denildi.

Aynı kanunun 7. maddesinde ise, “ Yurt içinde sadece kayıt altına alınmış çeşitlere ait tohumlukların ticaretine izin verilir” hükmü ile kayıt altına alınmamış ama köylünün binlerce yıldır ürettiği ve takasını yaptığı tohumların ticaretine kesin engel konuldu. Önce sınırlama için 5 yıl süre kondu. Süre 2011’de bitti!

AKP tohum kanunu bugün diyor ki: “ Ey köylü, sen binlerce yıldır yaptığın gibi tohum takası yapamazsın. Tohumu artık şirketlerden alacaksın. Aksi halde 10 bin lira ceza ödersin. Aksi halde tohumların yakılır. Aksi halde 5 yıl da ekip biçmeme cezası alırsın!” Sonra daha sertleştiler: “ Sertifikalı tohum almazsan sana destekleme yok!”

Yalnızca köylülüğü bitirmediler!

Anadolu’da pek çok buğday çeşidimiz var.

Anadolu’da zengin bitki örtümüz var.

Bunu bile bile bakın Türkiye’ye ne dayattılar:

Tarih: 18 Kasım 2007.

ABD kontrolündeki Dünya Ticaret Örgütü’nün baskısıyla AKP, Uluslar arası Yeni Bitki Çeşitleri Koruma Birliği(UPOV) üyeliğine başvurdu. (Son 10 yıl içinde Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin katılım sayısı hızla arttı!) Neydi bu?

UPOV, 1961’de tohum endüstrisinin gelişimi için kurulmuş sistemdi. Tohum şirketlerinin istediği, tohumlar üzerinde endüstriyel patentlerin hak olarak tanınmasıydı. Patentler aracılığıyla şirketlerin, tohumun hem üretim hem de diğer aşamalardaki kontrolünü sağlayıcı haklara sahip olmasına olanak veriyordu!

Yani… Küresel şirketlerin tohum üzerinde tekel olmasını sağlayan bir anlaşmaydı bu UPOV.

AKP, Türkiye tarımının planlı şekilde çökertilmesine ve tohumumuzun-bitkimizin küresel şirketlerin kaderine terk edilmesine olanak verdi. Küresel şirketlerin tohumluk üretimi, satışı ve dağıtımı Türkiye’de yasal koruma altına alındı. Şirketler bitkideki gen değişikliğiyle patent alarak mülkiyet hakkını ele geçirmeye başladı. Bunun adı düpedüz emperyalist gıda işgaliydi…

Böylece, Türk çiftçisine “Sen kendi tohumunu kullanamazsın” denilerek Anadolu’daki zengin biyoçeşitlilik yok edilmeye başlandı.

Bakınız:

Neyin yok edildiğini bilmelisiniz: Anadolu coğrafyasında 11 bin bitki türü yer alıyor ve bunun da yaklaşık 3bin-3bin500 kadarı endemik. Evet, Anadolu coğrafyası tahılların, baklagillerin ve aralarında zeytinin de bulunduğu birçok bitkinin gen merkezi. Yani, anavatanı Anadolu olan ve buradan başka yerde görülmeyen türler. İşte bunlar yok ediliyor! Niye?

Mesele sadece tohum ve tohumun uyumu için ilaç-gübre satıp para kazanmak mı? Bu kadar basit değil. Derine kazmadan gerçekler ortaya çıkarılmaz!

- 16.5.2018