Ekmekteki uyuşturucu  - 4.7.2018

En sık duyduğumuz şudur: “ Ekmeksiz hiçbir tat alamıyorum!” Davis bunu şöyle açıklıyor:

“ Buğdayın beynimize yaptığı tam olarak şudur: Buğday sindirildiğinde açığa çıkan morfin benzeri bileşen olan beynin opioid reseptörlerine tutunur. Bu da vücutta keyif verici madde etkisi yaparak haz duygusu yaratır.”

Gıda üreticilerinin yiyeceklere mümkün olduğunca fazla gluten koymalarının sebebini anlıyor musunuz? Sizi bağımlı yaparak yavaş yavaş öldürüyorlar!

Neredeyse ülkemizin yarısı diyabet hastası! Diğer yarısı da diyabete yakalanma riski altında bulunuyor! Bunun sebebi, endüstriyel buğday tohumu!

“ Modern buğday” insanoğlu için zehir.

Büyük Yazar Oktay Akbal’ın dediği gibi “ Önce Ekmekler Bozuldu”

Bozanlar Rockefeller gibi “ Ölüm İmparatorluğu!”

Bu gizli biyolojik savaşın “ Kutsal amacı” var kuşkusuz!

Bir “ gıda terörü” ile karşı karşıya olmamız boşuna değil!

Baksanıza:

Sadece buğdayın genetiği değiştirilmedi.

Una ve hamura kimyasal katkı maddeleri eklendi. Bizim çocukluğumuzda “ beyaz ekmek” yemek zenginlik göstergesi idi. Besleyici özelliği olmayan/ doyurmayan rafine edilmiş unun; buğdayın posasını, minerallerini ve vitaminlerini öldürdüğünü nereden bilecektik?

  • Unu beyazlatmak için kullanılan E928-E924
  • Küflenmeyi önlemek için kullanılan E282
  • Suni tatlandırıcı-kıvam artırıcı E420
  • Başta domuz kılı, tavuk tüyü ve insan saçından yapılan E920 vb.

 

Zararlı katkı maddelerinin vücutta birçok hastalığa sebep olduğunu nereden bilecektik?

Meğer su değirmenlerinde taşlar tarafından ezilen un daha sağlıklıymış!

Günümüzde…

Ekmekte bin oyun var. “ Köy ekmeği” diye satılanların çoğu köy ekmeği değil. İçi kısımları sert değil, kabarmış ve iyi pişmemiş haldeler. Gerçek köy ekmeği ekşi hamur ya da mayadan yapılır. Unu en az bir hafta bekletmek gerekir! Köy ekmeği ya da tam buğday ekmeği olarak satılan ekmeklerin

“rengi kahverengi olsun” ve “aroma tadı versin” diye arpadan “dark malt” koyuyorlar! Bu tür aldatmacalarda ABD başı çekiyor; tam tahıl ve buğday ununun faydalarını anlatmak için

“Tam Tahıl Birliği” ( WGC) kurdular! Yerseniz.

Oysa.

J.J.Rousseau İtiraflar eserinde şöyle diyordu: “ Bir köy ekmeğinden daha değerli ikram düşünemiyorum”

Unuttuk Sapanca’nın somunu, Amasya’nın Ladik ekmeğini…

Anadolu’da binlerce yıldır kullanılan buğday tohumlarında böyle tehlikeli sağlık sorunlarına yol açacak katkılar yoktu.

Sadece “kavılca” mı, “siyez” mi; Anadolu’da binlerce yıldır bilinen ürün veren “zeron”, “şahman” gibi buğday çeşitleri yok olmaya yüz tuttu. Bunların yerine ne geldi?

Meksika/Sonora bölgesinde tek üretimlik F1-hibrit(buğday ve mısır) tohumculuğu bizim Güneydoğu Anadolu’da da denenmek istendi. TÖS, DİSK gibi devrimci örgütler karşı çıktı. Yine de Sonora buğday, Tarsus bölgesine ekildi ama Anadolu’nun sarı pas hastalığına yenik düştü. Hep şanslı olmadık maalesef…

Son yıllarda siyasi iktidarların boyun eğmesiyle, hastalık ve zararlılara, sıcağa ya da soğuğa karşı dayanıklılığı, raf ömrünün uzunluğu ve yüksek verim sağlaması gibi aldatmacalarla üretimde tercih edilen hibrit ve GDO’lu tohumların piyasaya girmesiyle, eskiden beri yetiştirilen yerel tohumlar yok olmaya başlandı.

Bunun ilk adımı-ileri sayfalarda ayrıntılı okuyacağınız İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra atıldı. ABD, 1948’den itibaren Marshall yardımlarını başlattı. Bu yardımlar kapsamında Türkiye’ye genetiğine müdahale edilmiş (sözde “ıslah” edilmiş) “cüce buğday” tohumları gönderildi. Yıllar içinde özellikle son 20 yılda bu tohumlar Anadolu’ya yayıldı, atadan kalma tüm yerli buğday tohumlarımız neredeyse tamamen yok edildi/ediliyor.

 

AKP Eseri

Bin yıllardır bereketin simgesi olan buğday, Anadolu topraklarında bir bitkiden çok daha fazlasıydı. Bu topraklarda buğday demek gelenek demekti; kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıydı. Buğday, tüm Anadolu medeniyetleri için kutsaldı; ekmek yere düşünce öpüp başa konması unutuldu.

Ekmeklik buğday kepeğinin, ağrı kesici olarak kullanıldığı ve kas ağrılarına, romatizmaya, kabızlığa, kansızlığa iyi geldiği anımsanmıyor artık. Sahi. Hayvanların mide ve bağırsak sorunları buğday saplarıyla giderilmez miydi?

Buğday eskiden yıkanır, durulanır, çimlendirilir, fermente edilir ve yavaş kabaran maya ile pişirilirdi. Bu sayede taninler, saponinler, sindirim enzim inhibitörleri ve lektinler gibi suda eriyen ve sıcağa duyarlı toksin ve anti-besin öğelerin seviyesi azalırdı. Dişlerin de düşmanı olan “fitik asit” kısmen parçalanır ve böylece hazım kolaylaşır ve besin değeri artardı.

Şimdi hastalık sebebi oldu!

Unuttuk:

Buğday saplarının evin sıvasında tezek yapımında kullanıldığı da anılarda kaldı.

İlk dişiniz çıktığında, komşulara dağıtılan “Diş Buğdayı” aşını/ yemeğini hatırlatmadı mı anneniz hiç?

Ne yapıyorsunuz; ne “ yediğinizin”, size ne “ yutturulduğunun” farkında mısınız?

“Tahıl Ambarı” olarak bilinen Anadolu toprakları 23 yabani buğday türüne ve 400’den fazla kültüre alınmış buğday çeşidine ev sahipliği yapmaktaydı.

Türkiye genetik kaynaklar açısından da dünyada önemli bir yere sahipti.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, buğdayın yeryüzünde ilk kez evcilleştirilip, dünyaya yayıldığı coğrafya olarak uygarlık tarihinde belirleyiciydi. Bereketli Hilal idi!

 

- 4.7.2018