Yalçın Kara
yalcinkaraoglu01@hotmail.com
12 Şubat 1992’den, 12 Şubat 2020’ye… 11.2.2020
Babam Şalgamcı İbrahim Karaoğlu’nu kaybedeli, onun diliyle,
dünyasını değiştireli, tam 28 yıl oldu.
Babam 50 yaşına geldiğinde sanki kendisini bin yaşında hissediyordu…
“ Koskoca yarım asır. Dile kolay. Bu yaşa gelene dek ne kadar geçim için emek ve para harcayacaksınız kimbilir?! Çok şey yaşadık oğlum…”vb. Şeyler diyordu.
Bir yönüyle taşradaki küçük adamın (Edebiyattaki Küçük Adam) yaşam hikayesini dile getirirken, 90’lı yıllardaki dünya ve Türkiye’deki hızlı dönüşümün, zorlukların ağırlığıyla da yaşamı, 50 yaşını değerlendiriyordu.
Babam Karaoğlu, empatiyi en yüksek seviyede kurabilen bir insandı. Bilmem dünyanın neresinde patlayan bir yanardağın püskürmesinden yaralanan insanlara hüzünleniyor. Herhangi bir sosyal meselelerden, bir olaydan, bir vakıadan etkileniyordu.
Yediği yemek çoğu zaman gözyaşlarına karışıyordu. Geceleyin kuş avlanmasından müthiş olumsuz etkileniyordu
Sanki dünyanın en acılı insanwı kendisiydi.
Babam adeta bütün yaralardan kanıyordu...
Düşünüyorum da bugün ben 50’sindeyim.
Sanki ne yaşadım ki modundayım…
Babam yaşama doymuştu, bense epeyce aç gözlüyüm…
Sanki ben karar veriyormuşum gibi, bıraksalar kaç yüz yaşarım kimbilir?
Babam 50’sinde iken ben lise 2. Sınıf öğrencisiydim.
Şimdi kızlarım orta 2 ve orta sondalar.
Babam 50’sindeyken alt dişleri damaktı. Diş doktoru nerdeee?! Ağrıdıkça çektirip attıran yurttaşlardandı babam ve nazlı annem.
Zaman çok değişti. Hastalıklar, geçimler, ölümler, her şey olabildiğince değişti.
Eskiden belediye araçları nerdeee? Cenaze araçları, cenaze yıkama arabaları, çadırlar, masalar, sandalyeler mi vardı?
Herkes evinde ölürdü. Şimdileyin yoğun bakımda ölünüyor… Hastalar son demlerinde evinde, tüm yakınları yanında beklerdi.
Beyaz kefende bir köşede yatardı ölü…
Meftanın karnına da bir bıçak koyarlardı. Ölünün şişen karnı insin diye. Sanki tavuk kesiyor ve kesilen tavuğun üstüne bıçak konuluyordu.
Tahta tabutlar mezarlığa kadar el ele taşınır. “Allah rahmet eylesiiin” nidalarıyla bağıran ahaliyi sevap toplamak duyarlığıyla tabut taşıma sırasını bekleyen esnaflar izlerdi.
Bugünkü gibi aşevi kolaylığı nerde?
Cenaze yıkama araçlarındaki sıcak suyu hiç kimse hayal bile edemezdi.
Zenginlerin selaları 3-5 defa okunur. Yoksulların selaları motosiklet gürültüsünde kaybolurdu.
Geciken ölüler kokardı. Buz kalıpları revaçtaydı.
Şimdi morglar genişledi.
Ölünün 7’si, 40’ı vardı. Şimdileyin 3 günden sonra çadır toplanıveriyor.
Şekle, biçime daldım da, ölüm ölüm işte…
Vakti saati geldiğinde veren alıyor…
Ben 50’sinde garip hallerdeyim. Biraz robotlaşmış gibiyim.
Yaşamanın ağır yükünü hissedebiliyor ve ölüm korkusunu, sanki bedenimde yaşamışçasına hissedebiliyorum.
Babama Fatiha okuyorum. Ulaşıyor mu? Bilmiyorum.
Bizi gördüğünü düşünüyorum. Benden uzaklaşıyor gibi ama rüyalarımda torunlarıyla tanıştığına şahit oluyorum. Müthiş mutlu oluyorum. Gözyaşlarıyla uyanıyorum. Ha unutmadan söylemeliyim: 3 yaşındaki küçük kızım Ezo Tuna’nın hiç görmediği dedesine selamı var…
Eskiden bir eski mavi tablamız vardı. Şimdi arabamız da var. Kışın annemin sönmeyen sobası ve odunu da var. Ne çabuk doluyor bu soba, ne pimpirikli, huylu bir kadınsın diye çok kavga ettiğimiz sobanın borularını 1 haftada dolduran tahta parçasından kurtulalı epeyce oldu. Hızarcı Ali’de kimbilir nerde?
Biz kaloriferli evdeyiz. Artık çinkolu evimiz yok. Yağmur yağarken korkudan birbirlerine sarılan çocukluğum bizden çok uzaklaştı. Pimapen pencerelerden ve çok katlı apartmanda yağmurun yağdığından bihaberiz. Geceleyin karanlıkta korkarak ve ıslanarak tuvalete gitmiyoruz. Eti, tavuğu, yağı, peyniri, sütü çokça buluyoruz.
Dolabımızda yiyeceklerimiz kakılı…
Ama babam yok…!
Ondan ses yok!
Rüyalarım imdadıma yetişiyor…
 
28 yılda alıştım yokluğuna, yaşarsam ve görürsem 50. Yılını acaba ne kadar uzaklaşır benden merak ediyorum. İçimde buruk bir acı. Yarım kalan doymamış bir sevgi. Doyasıya sarılamamış bir beden…
Ne söylesem de, ne yazsam da 50 yaşında babam gibi düşünüyor, babam gibi küfrediyor, babam gibi hüzünleniyor, babam gibi davranıyorum…
Ben babamı yaşıyorum…
28 yıldır sakladığım ceketini ve ellerinin değdiği bozuk paralarını niye saklıyorum hala bilmiyorum…
Yine buruk yine hüzünlüyüm…
Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]