Yalçın Kara
yalcinkaraoglu01@hotmail.com
Bugün 23 Nisan Neşe Doluyor İnsan... 30.4.2020
Çocukluğumuzda her bayram ayrı bir mutluluktu. Hele 23 Nisan’da gerçekten neşe dolardık. Bizler galiba biraz geçime anne karnında koşullanmıştık ki bayramda su satardık. Şimdi ki hükümet Konağının yeri bayram kutlama alanıydı. Kelli felli kafası ve yüzüyle bir kertişi andıran gece bekçisinin uzun nar çubuğundan yapılmış değneğinin, sıramızda asker gibi bekleşen ama yerinde duramayan biz çocukların kafalarında rastgele şakladığı yıllardı. Bando takımına kimler girerdi dersiniz genel de memur çocukları. Bembeyaz giysiler içerisindeki arkadaşlarımızı hayranlıkla, kıskanarak izlerdik. Genel de öğretmenlerimiz ilerici gözükürlerdi ama her nedense sınıf çelişkisini, zengin fakir ayrımını iliklerimize, hücrelerimizde hissederdik. Belki inanmayacaksınız ben çok zengin soylu görünen kişilerin, ailelerin, artistlerin tuvalete bile gitmediklerini düşünürdüm. Bu tür işlerin bizim gibi alt tabaka mensubu, fukara insanlara ait olduğunu düşünürdüm. Anne ve babamın birgün okula dahi geldiğini görmedim. Sanki içimizde garip bir utanma duygusu olurdu… Dedik ya geçim bizde esastı. Bayramlar bahar ve yaz aylarında olduğu için bir helke ya da sürahide buzlu su satardık. Eskimo satardık. Simit, sakız satardık. Özcan ve Bayram sakızları vardı. Sonra bir Baybalon çıktı da ne heyecan duymuştuk be! Ben hep kendi göbeğimi keserdim. İlk takım elbisemi ve ilk kunduramı da ayakkabı boyacılığından biriktirdiğim parayla taksit taksit Konfeksiyoncu Ali Doğrucan’dan almıştım. Annemin babamın ortasına yattığım ve fırın gibi sıcaktan bunaldığımda üstümü ayaklarımla açmak için onların uyumasını beklediğim, kucakta gezdiğim andan ilkokul 1.sınıftaki fişlerimize, okul bodrumundan korka korka çam kokan odunları taşıdığımız ana kadar, kapı komşumuz İzmirli Süleyman Amca’nın o müthiş lezzetli üçken böreklerini, halka tatlılarını kantinde tattığımız anlar hiç aklımdan çıkmıyor. Ne şemsiyesi okuldaki sobada kuruturduk önlüğümüzü. Boğuşurken ve atçılık oynarken Lanet olasıca beyaz yakanın ilikleriyle, bel kuşağımızın kopmasına sinir olurdum. Serde annemizden fırça yemek vardı. Ne servis araçları ne trafik ne de apartmanlar vardı. Şehrimiz yeşilden ve kuşlardan geçilmezdi. Bir kaba öküz büyüğün kafamıza dikilip, ‘hangi parmağımla vurdum Bil bakalım’ diye kafatasımızı kırarcasına vurması, ailelerimizin mevlam kayıra tarzları ve birbirimizin kulağını elleterek “arpa benden buğday senden kıran dik dik” diyerek illa ki kavga ettirmeleri dışında güzel şeyler de vardı. Şimdiki kuşak bir yönüyle şanslı. İnsanlar daha anlayışlı, imkânlar var. Biz bir patik aldırmak için ölürdük be! Bir yönüyle de şanssız doğa gitti, dereler, çaylar, kanallar kirlendi. Gıdalarımız zehirlendi.
Her neyse her 23 Nisan’da halen neşe doluyoruz. Bu ülkenin kök hücresi Atatürk halen yüreklerde yaşıyor ve giderek daha da büyüyor.
Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]