Yalçın Karaoğlu
yalcinkaraoglu01@hotmail.com
“Anamın şeklinde babamı yaşıyor gibiyim”

Eski Türk Anadolu geleneklerine uyan babam küçükken ağzıma tükürmüştü. Karakteristik olarak kendisine çekmem için…
Ancak ben anamın şeklinde babamı yaşıyor gibiyim...
Maalesef 5 yaşındaki bana çok sordular: "Oğlum ananı mı, babanı mı çok seviyorsun?
O yıllarda şaşkın ve bazen iki sevgi arasında tercih yapma çelişkisinin ağırlığıyla bir annemi, bir babamı sevdim...
Anneceğizim çok sıkıntılar çekti. Ellerinde yıkadı onca çamaşırı. 90’lı yıllarda alabildim ona çamaşır makinesini...
Bizi tertemiz yetiştirdi ve her şeyden önce sevgisini fazlasıyla verdi.
O, yokluk dönemlerini görmüş, gazyağı yakıldığı, bir kaşıkla vita yağı alındığı yılların izlerini halen taşır.
Radyosu olanlar zenginmiş ve Kozan'da bir tek Kör Nimet'in radyosu varmış. Kimseler bilmez bir de Radyocu Azmi varmış, Uğur Mumcu'ların kitaplarına da girmiş. Ceddin deden, ceddin babanı çalarmış Kozanlıya. Hala da çalınır ve tesiri büyüktür… Radyocu Azmi bir ara Çukurova sıcağından yanan Kozanlıya seçim vaadinde bulunmuş. Kozan Kalesi'ne büyük bir vantilatör kurduracak olmuş, sanırım Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nden aday imiş. Emmim Zeynel Karaoğlu'ndan dinlemiştim. Yıllar sonra bizimkilerin halazadesi Arap Tekin, DSP Adayı Muhasebeci Halim Küçüktepe abiyle birlikte bir evde seçim propagandası yaparken, Kozan'ı vantilatörle serinletme projesini anlatır ki hava birden buz gibi olur. Halim abi seçimden sonra Zeynel Emmi’me dert yanar: “ Vallah var ya bizim Arap Tekin’in bu proje lafı yüzünden ben seçimi kaybettim” der. Bizler halen seçimden seçime proje dinlemeye alışkınızdır.
Her neyse anam nazlıdır. İnsanı ilgiye boğar. İlgiyi de çok ister. Duygusaldır. Çok küser, barışırız. Eskiden sesi çok güzeldi. Çocukluğum onun İmam Hüseyin ve Ehl-i Beyt ilahileriyle bir de “Ezo Gelin” uzun havasıyla geçti. Bizim evde hep radyo vardı. Liseyi bitirdikten bilmem kaç yıl sonra siyah beyaz televizyon alabildik. Erkendan yatar, erkenden kalkardık. TRT radyosundan Arkası Yarın’ları ablamla çook dinledik. Geceleri soba nerdeee? Ayakları buz kesen kardeşim Yakup, Ablam Saadet ve ben sarılarak yatardık. Hela’mız dışarıdaydı. Çok korkardık geceleri dışarı çıkmaya. Ablamın gölgesine sığınırdık “Deli Fadıma geliyor” dediklerinde gözlerimizin dışına fırladığı yıllardı. Sonra öğrendim altımıza işemeyelim diye annemizin akşam yatarken su içirmediğini… Hasta olduğumuzda süt, çay ve lanet olası karabiberi karıştırıp içirdiklerinde hemeroidimizin yandığını kimseler bilmezdi ki! Bir tek fitil koyarlardı popomuza ve hiç sevmezdim! Ne antibiyotiği be! İlkokul ve ortaokulda arkadaşlarımızın burunlarından yeşil yeşil sümük akardı. Yoook ben titizdim. Aynaya bakmadan okula gitmezdim. Sokak lambaları henüz yaygın değildi. Ben babamın şalgamlarını Günerili At Arabacı Gül Ali Emmi’yle çarşıya taşırdım. Kırmızı atını sürmekten çok büyük zevk ve heyecan duyardım… O at arabaları kayboldu gitti. Sembolik olarak dahi kalmadı…
Taşranın göbeğindeydik. Bizimkiler sokağa bırakırlar akşama kadar gülle oynardık. Biraz da değil tam bir mevlam kayıra hayatıydı bizimkisi. Gulleyle kırış çekerdik, karışla ölçerdik. Cizerenli İsmail Payas’ın elleri büyüktü. Sinir ederdi bizi. Fırıldak oynardık. Cin kuşu uçururduk. Çayda çimerdik. Çimerken “Batta gel koyim oynardık” Araştırılması gereken tam bir Çukurava gerçeği. Resmen birbirlerimize söverdik, bağırarak küfrederdik yakalanırsan kaybederdin. Sen başlardın koalamaya, nefes nefese taştan taşa atlardık. Derin sularda yüzerdik. Kanalın buz gibi suyuna ayağımızdaki şalvarımızla atlardık. Ben kuş vuramazdım. Koşu meydanında çimenler içerisinde taklalar atardık. Pantolonumu ya çamura, toprağa dizlerdim ya da mutlaka ortadan patlatırdım. Her yere tekme atar dururdum. Tere bulanırdım. Uyuz dediğimiz kovalamacayı oynarken. “Bizim büyükler tam bir manyak niye oynamıyorlar” derdim. Erkan’a Dozi derdim. Şişmancıktı beni yakalamak için tere batar, evde anasından bir güzel pabuçlu dayak yerdi… Canım sıkıldığında evi taşa bastırırdım. Akşam babamdan yerdim dayağı. Bir bayılmış numarası yapardım ki sormayın. Babam bir şey oldu sanır korkar “Oğlum oğlum” der. Severdi…
Bir ay önce kaybettiğimiz Zeynel Emmi’mgilin yatak odası bizim oyun alanımızdı, kürnerdik orada… Babamlar siyaset konuşur. Arada bir bize bağırırlardı.Durmazdık ki.
Anaam anam! Canı sıkıldığında çok kızardı. Bir gün misafirin yanında çok bisküit istedim taciz ettim diye ağzıma paketiyle bastırdı! Sevimliydim ama canımı sıktıklarında söver sayar eve taş yağdırırdım ya! Bizi leğende yıkarlardı. Büyüdükçe leğene sığmadım. Banyomuzun üstü akar buz gibiydi. Tavandan koca koca kediler gelir korkudan altımıza ederdik… Afacandım annemi çok sinirlendirdiğimde “Allah oğlum ciğerlerin lapır lapır dökülsün!” derdi. Hele İki Avratlı Oruçlulu Şapkacı Cuma Abi’nin Emine’si oğlu Ese’ye ne derdi biliyor musunuz? “Eseee! Eseee yılanlar sokasıca Eseee! Gavurun keyişinin çocuğu hıı!”
Tabi Çukurovalının sövgüsüyle barışıklığı yan yanadır. Dildedir küfür. Küfrederken de sever ha!
O titiz, tertemiz anam, eve gelen misafirlere ayaklarını yıkatan anamı yıllar eskitti. Zaten küçüktü şimdi güccücük oldu bre! Evinde temizliğini zor yapıyor. Ayakta çok şükür de, evi öyle bir eskidi ki sormayın. Yukarıdan badanalar dökülüyor. Her ne kadar çinkolu evimizin üstünü beton döktürdüysek de şansından beton da akmaya başladı. Bu yıl göğün dibi delindi. Duvarların sıvaları dökülmeye başladı. 3 kardeş masrafını çektik. Bir becerikli, bir cömert eşim var ki sormayın. Çok duyarlı. İş yapar, dost biriktirir. Seçim döneminde her şeyi ayarladı, ustaları tek tek buldu. Hiiç yormadı beni. Ablamla birlikte evi düzenlediler. Anamın evi yeni bir daire gibi apaydınlık oldu. Kara betonun üstüne fayanslar döşendi. Badana gitti kapılar, tavanlar boyalandı. Penceresi genişledi. Gün görmemiş 79.unda yaşını dondurmuş anamı ömrünün son yılarında rahat ettirmek için yırtınıyorum. Onu kaybetmekten çok korkuyorum. Kuyumcu Emin Canbolat annesini kaybettiğinde “Keşke anneme daha fazla zaman ayırsaydım. 15 dakika durur giderdim. İçim yanıyor” demişti. Tecrübelerden faydalanmak lazım. Bu yüzden yazdım bu yazıyı. İlgi bulaşsın, Çukurovalının taşranın geçmişi daha iyi anlaşılsın istedim. Günde birkaç kez annemin yanına gidiyorum. Bir şey yerken onsuz boğazımdan geçmiyor. Geçtiğimiz yıl kardeşim Yakup Cihan’ın yanına Artvin’e gittiğinde hayat durdu sanki, dayanamadım. “Ulan bu kadına bir şey olsa ne bok yiycem ben” dedim. Olmamış şeyleri olmuş gibi düşünürekten acılar çekiyorum. Bu hiç bitmiyor… Ama sonuçtan ölüm gibi bir karabasan, kimisine sevda, bana göre ayrılık yok mu? Var.
Haa! Söyleyim Yunus gibi bir ilişkimiz yok Dudu hanımla. Çok inat, su içmiyor. Çorap giymiyor, Kızılderililer gibi… Üşütüyor. İnce giyiyor. Turşuyla reçeli yan yana yer alimallah da işi gücü ekmek! Anne ekmek yeme, pasta da yeme! Çorba iç! Yok! Doğdum doğalı duyduğum şu sözü hiç bitmiyor: “Oğlum bulantı var; çok hastayım” Hayatta karanlığa karşı bir mum yakmaz! Hep şikayet eder. Etsin etsin! Etmeye devam etsin. Hadi hoşçakalın ben ona dürüm söylemeye gidiyorum…

 

Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]