Arap Aga
YETERSİZLİĞİMİZ GÖZLER ÖNÜNDE 9.7.2019

Gerek ekonomide olsun, gerek bilim ve teknikte olsun bu alanlardaki yetersiz oluşumuz Türkiye’yi nerelere savurdu.

Kaf dağının arkasındaki bir mağarada kış uykusunda…

Bahar ayları yaklaştığında hafifçe göz kapaklarını açar gibi olur. Miskinliğinden yatak keyfini tercih eder. Amaan keleee! Boşveerr! gördüğüm tatlı rüyalar dururken gerek var mı bahar aylarının iç açıcı mutluluğuna? Çiçekler açsın bana ne, açmasa da olur. Varsın olsun ağaçlarımdaki yapraklar hazana dönsün. Dalları çırılçıplak kalsın. Ben rüyamda gördüğüm cennete inanırım. Gerçek değil yaşadığım yalan dünya. Ölürüm gördüğüm hayali cennet uğruna. Hurilerin canı sağ olsun. Türkiye yalan sandığımız gerçek dünyada yok. Gerçek sandığımız yalan dünyada çoktaann ölü.

70 yıl dile kolay. Menderes ve Celal Bayar’ın topraklarımıza taşıdığı felaket. ABD emperyalizmi üstümüze bir karabulut gibi çöktü. Neyimize karışmadı ki? İçimize karıştı. Dışımıza karıştı. Resmen yetiştirdiği özel işbirlikçilerle ağzımızın ortasına tükürdü. Darbelerle terbiye etti. Fitne bombaları ile terbiye etti. Depremlerle terbiye etti. Bu kötülüklerini bildiğimiz halde bile bile ABD’den dostluk bekliyoruz. Yılanın dostluğu ağzındaki zehir boşaltan dişini sökene kadarmış. Dişini sökersen zararsızdır. Sökeceksin dişini. Esad ne demişti? “ Amerika’ya teslim olmaktansa onunla savaşmak en geçerli yoldur. Öl teslim olma!” yılanın zehir boşaltan diş sökmediğin sürece tehlikelidir.

İkinci Dünya Savaşı büyük yıkımlar sonucu sona ermiş Hitler Almanyası, Mussoloni İtalyası ve Japonya savaşı kaybetmişti. Müttefik devletler, SSCB, İngiltere, ABD savaşı kazanmıştı. Sıra geldi dünyayı paylaşmaya. Türkiye ABD’nin kısmetine düşmüş. Suriye de SSCB’nin kısmetine düşmüştü.

Türkiye bütün zorlamalara rağmen savaş dışında kalmayı başarmış ama tek başına bağımsız kararlar alacak durumda değildi. Nedeni de birçok alanda yetersiz kalması idi. Bağımsızlık savaşından yeni çıkmış bağımsızlığına kavuşmuş ama yoksulluk batağında çırpınıyordu. Bu zor koşullara rağmen bazı ilerlemeler kaydedilmiş sanayileşme sürecine girmişti. İlkel tarımdan makineleşmeye geçmiş, eğitimde de arayışlara girmişti. Köy enstitülerini eğitim sistemine kazandırmıştı. Bilimde, teknikte, endüstride, eğitimde, kültürde, sanatta ağır aksak olsa da bazı ilerlemeler kaydediyordu. Ancak!

Dış baskılar giderek baskılarını yoğunlaştırıyordu. Demokrasiye geç baskısı İnönü’yü iyice bunaltmıştı. İnönü, ülkenin zayıf gücünü bildiği için SSCB ile olduğu kadar Batılı ülkelerle de ilişkilerini geliştirmiş, bu ülkelerle iyi geçinmenin Türkiye için hayra olduğuna kanaat getirmişti. Batılı ülkelerin baskısı ile çok partili demokratik parlamenter sisteme geçiş sürecini başlatmıştı. Türkiye demokrasiye hazırlıklı değildi ama zorunlu idi. Tedbiri de elden bırakmıyordu. Cehalet bir ülkenin felaketi demektir. Demokrat Partisi kuruldu. Demokrat Partisi 1946 seçimine girdi ise de seçimi kaybetmişti. 1950’de seçimi kazandı. İsmet İnönü halkın iradesine saygı göstererek iktidarı DP’ye teslim etti. Celal Bayar, Menderes ikilisi iktidara hazırdı.

Bazı muhalif kafalar İsmet İnönü’yü suçlar. Yahu Amerika İsmet İnönü döneminde Türkiye’ye girdi. Evet, doğru Amerika ile İsmet İnönü arasında bir yakınlaşma oldu. Ama İsmet İnönü Amerika’yı Türkiye’nin içine asla sokmayı düşünmedi. Arasında daima bir mesafe koydu. Celal Bayar’a ve Menderes’e şu uyarıları ünlüdür:

“Büyük devletlerle aynı yatağa girmek ayı ile aynı yatağı paylaşmak gibi bir şey”

“ Ve sizi ben bile kurtaramam!”

Verdiği mesaj, büyük devletlere fazla güvenme, benim bile gücümü aşar.

İlk icraatı Türkiye’yi küçük Amerika yapmak oldu. Sovyetler Birliği hiç tehdit değilken Sovyet tehdidi bahanesi ile Türkiye’yi Nato’ya üye etmek istiyordu. Başardı. 1951’de Amerikan çıkarlarını korumak için Kore’ye asker gönderdi. Sözde kahramanlık destanı yazdı. Ve 1952’de Türkiye Nato’ya girdi. İşte o an Amerika bize tam girdi. Cephede kazanılan savaş masa başında kaybedildi. Marshall yardımları başladı. Amerika çöpe atacağı hurda teknolojileri Türkiye’ye kakalamıştı. Teknoloji üreten fabrikalarınızı kapatın ben size ucuz teknoloji veririm. Süt tozu gibi bozuk gıdalarla sağlığımızı bozdu. Hiçbir iyileştirici özelliği olmayan ilaçlara bağımlı hale geldik. Yani kobay gibi kullanıldık. 1954’te Amerikan üslerinin topraklarımıza yerleşmesi ile hepten rotamızı kaybettik. Amerika önemli kurumlara kendi adamlarını yerleştirerek ülke kontrolünü iyice eline geçirdi. Darbeler dönemi başladı. Bilimsel eğitici bir eğitim sistemi olan köy enstitülerini kapattırdı. Hurafe eğitimi ağırlıklı İmam Hatip okullarının açılmasının yollarını açtı. Siz teknoloji ve bilim üretmeyin. Ölü yıkayıcı imam yetiştirin. Biz bombalarımızla ölü yıkayıcılarına bol müşteri buluruz. Ve cehalet hız kazandı. Bilmem ne dağında bir ağaç varmış o ağaca çabıt bağlarsan birçok derde deva gelirmiş. Millet bir ağaç buldu derdine deva bulacak ya! Ağaca çabıt üzerine çabıt bağladı. Halk kendi dertlerine çare buldu mu? Bilmiyorum. Ama ağacı kuruttuklarından eminim. Kutsal evliya yatırları öyle çoğaldı ki dağdaki bir adamın mezarını kutsal saydılar. Ziyaret üzerine ziyaretle ödüllendirdiler. Ve Millete bilim dendi mi öcü görmüş gibi kaçardı. Hacı hocalara muska yazdırmak daha caizdi. Uzattık. Burada bırakalım. Amerika Türkiye’nin feleğini o biçim şaşırttı.
Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]