Mustafa Ağca
mustafa@mail.com
DOĞUNUN IŞIĞI 21.7.2020
Yıl 999.
Türkmenistan ve Özbekistan’da yaşayan iki genç mektupla yazışıyorlar.
Yazışmada ana konu bilim ve felsefe. Birçok konu tartışılıyor. Bir soru listesi var…
Kaainatda /evrende yalnız mıyız?
Yıldızların arasında, oralarda bir yerlerde başka bir güneş sistemi var mıdır?
Evrende muhtemelen yalnız değiliz. Belki eşsiziz ama yalnız değiliz.
Dünya bir bütün olarak bugünkü haliyle mi yaratılmıştır, yoksa zaman içerisinde değişime mi uğramıştır?
Daha pek çok konu…
Bu tartışmalar Bruno’nun (1548-1600) kazığa bağlanıp diri diri yakılmasından 6 yüz yıl önce oluyor…
Hani şu, dünyadan başka gezegenlerin de bulunduğunu söylediği için vahşice öldürülen Avrupalıdan!
Mektuplarda ise bırakın başka gezegenlerin varlığını, başka güneş sistemlerinin bile varlığı sorgulanıyor.
Yaratılış kavramı kabul ediliyor ancak dünyanın yaratılıştan sonra ciddi değişikliklere uğradığı düşünülüyor.
Bu iki genç insan jeolojik evrimi ve hatta 800 yıl öncesinden Darwinizm’in temel noktalarını seziyorlar. Gençlerden biri El Bruni (973-1048) daha büyük ama 28 yaşında. Aral Gölü kıyısında doğmuş. Coğrafya, matematik, trigonometri, astronomi, mukayeseli din, fizik, jeoloji, psikoloji, mineraloji ve farmakoloji, bilimlerinde öne çıkmış büyük kafa, tam bir deha.
Daha genç olanı İbni Sina (980-1037) Buhara doğumlu (Günümüzde Özbekistan sınırlarında) tıp, felsefe, fizik, kimya, astronomi, ilahiyat, klinik farmakoloji, psikoloji, ahlak ve müzik teorisi alanlarında nam salacak bir başka büyük kafa. ‘’Kanun’’ adlı tıp kitabı, Latinceye tercüme edilir ve Batı’da modern tıbbın doğmasına vesile olur. ‘’Kanun’’ ‘’modern tıbbın incili’’ haline gelir. 1500 yılına kadar defalarca basılır.
Hintliler de ‘’Kanun’’ sayesinde bugün bile devam eden tıp okullarını kurarlar.
***
Biz, Osmanlı döneminde de, Cumhuriyet döneminde de hep Batı dedik. Batı’nın üstünlüğünü, ağır bir aşağılık duygusuyla kabullendik. Batı’nın Rönesans’ını, Reform’unu, keşif ve icadlarını ve topyekün Aydınlanmasını ezberledik.
Onlarının peşine düştükçe kendimize güvenimizi yitirdik.
Ama birisi, bir yabancı yazar çıkmış ‘’KAYIP AYDINLANMA’’ adında kapsamlı bir kitap yazmış. Yaklaşık 700 sayfalık bu kitabın yazarı Türk ve Müslüman değil. S.FrederickStarr isimli bir yabancı.
Kitap Orta Çağın karanlığında Türk dünyasındaki bir aydınlanmadan bahsediyor. Gerçek bir aydınlanma yaşamışız.
Orta Asya’nın Altın Çağı anlatılıyor. Yaklaşık 800-1200 yılları arası 4-5 yüzyıl süren bir aydınlık çağı.
***
Bruni ve İbni Sina elbette yalnız değiller. Son derece rekabetçi ve birbirinden haberdar bir bilim adamları ve düşünürler topluluğu var. Tartışma ortamı onları daha da büyütüyor.
Orta Çağ’da Orta Asyalılar birden çok dâhiyane dönüm noktaları oluşturmuşlar. Bin yıl öncesinde bilimsel münazaralar ortamında bilim zihniyeti çok yükseğe taşınmış. Özellikle astronomi ve coğrafyada bazen ömür boyu süren ortak çalışmalar yürütülmüş.
Filozoflar ve din alimleri en yeni fikirleri tüm ayrıntılarıyla tartışabilmişler. Bilginler akılla neyin bilinebileceğini ve neyin bilinemeyeceğini de sürekli olarak sorgulamışlar. Herkese açık entelektüel ve felsefi bir ortam oluşturmuşlar.
Bilim ve felsefenin yanında insan yaratıcılığının zirvesi diyebileceğimiz sahalarda sanatçılar, şairler, müzisyenler bu düşünce ortamını coşkuyla doldurmuşlar. Öyle ki bu sanatçılar bugün bile hayranlık uyandıran şaheserler vücuda getirmişler.
Orta Asya Orta Çağın karanlıklarında bir güneş gibi doğmuş, Dünya’nın ilim, kültür ve sanat merkezi olmuş.
Hindistan, Çin, Avrupa, Orta Doğu fikirleriyle ve zengin kültürleriyle böbürleniyorlar.
ANCAK 1000’Lİ YILLARDA YAKLAŞIK 500 YIL BOYUNCA TÜM DİĞER BÖLGELERİ ETKİSİNE ALAN TEK BİR BÖLGE VARDI: ORTA ASYA.
Daha sonra doğacak modern çağ ile daha önceki klasik dönem arasında bu aydınlanma köprü kurulmuştu.
BUGÜN AVRUPALILAR, HİNTLİLER, ÇİNLİLER VE ORTA DOĞULULAR SANDIKLARINDAN- BİLDİKLERİNDEN ÇOK DAHA FAZLA OLARAK ORTA ASYA’DA DOĞMUŞ OLAN İBNİ SİNA VE BRUNİ’NİN DÖNEMİNDE ZİRVEYE ULAŞAN BİR AYDINLANMANIN ETKİSİNDE KALMIŞLAR, OLAĞANÜSTÜ BİR KÜLTÜR VE ENTELEKTÜEL COŞKUNLUĞUN MİRASÇISI OLMUŞLARDIR.
Ama bir kusurumuz var! Bu parlak dünyada Türk adı sanki yok!
Ama ne gam! İngilizce yazan bir Türk ne kadar İngiliz ise Arapça yazan bir Türk de o kadar Araptır. Arapçanın Müslüman dünyanın bilim dili olması ve Müslümanların Arapça isim almayı neredeyse imanın bir parçası saymaları, Orta Asya’daki parlak aydınlığın sahibinin çoğunun Türk olması gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Maalesef bu aydınlanma Türk insanı ve Türk gençliği için kayıp konumundadır. Ama kayıp oluşu onun parlaklığını ve dünyayı etkilemesi hakikatini gerçekliğini yok edemez.
Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]