Mustafa Ağca
mustafa@mail.com
HAKİKAT 22.1.2019

Hakikati bütünüyle ve noksansız olarak, doğru ve tam anlamak mümkün görülmüyor.

Bunun iki sebebi olmalı. İlki bizzat hakikatin bir bakışla, bir düşünüşle, birçok deney ve gözlemlerle anlaşılamayacak kadar kompleks oluşudur.

İkincisi de bu gerçeği anlamak ve farkında olmak durumundaki insanın sınırlı gücüyle ilgilidir.

Sınırlı bir varlık olan insanın bu güçsüzlüğüne rağmen var oluşun ve kendi var oluşunun farkında olabilen tek varlık olması da bir başka gerçektir.

Sınırlı bir varlık olan insanın hakikati bir yerinden hem teorik olarak hem de pratik olarak yakalaması mümkün olmalı.

İnsanın kavramasının yetersizliği hiçbir insana, gerçeği bütünüyle yakalama imkânı vermiyor. Bu noktada her insanın kendinden önceki birikimi kullanmak gibi bir zorunluluğu var.

Her bir insanın, kendisine verilen yaratıcı ve kavrayıcı gücü kullanmak şartıyla hakikatle teması mümkün. Ama bu noksan bir eylem olacaktır.

İnsanın farkına vardığı ve yakalayabildiği hakikat, daha doğrusu hakikatin fark edebildiği kısmı, yalnızca mutlak gerçeğe ait bir bölüm olabilir, bütünü değil!

Her bilinen bilgi, her düşünce gittikçe daha da genişleyen ve derinleşen bilgi ile bütünleşerek kaybolur. Küçük suların, büyük – derin sulara katılıp kayboluşu gibi…

Ortaya çıkan şey ise kaybolmuş gibi görünen bilgi ve düşüncenin de etkisiyle hakikatin öncekinden daha büyük, daha derin, daha doğru ve daha anlamlı, yani daha gerçek yanıdır.

Bir düşünce, bir görüş her zaman daha bütüncül, daha nüfuz edici olanla devam eder. Kendisi ortadan çekilir belki ama yeni ve daha kapsamlı düşünceye katkıda bulunur.

İnsanın ve bütün yaratılanların doğası her bilgi ve düşüncenin noksan olması ve her yeni bilgi ve düşüncenin daha gelişmiş olmasını bünyesinde taşır.

Her zaman düşüncenin “üstün”’ ü vardır. Veya kısaca “Akıl akıldan üstündür’’

Bilginin, her zaman görülebilecek olan eksik -noksan olma karakterinin insanı yanıltmasının önüne geçilebilmesi gerekir. Bunun için de bilginin doğasını görmek ve böylece bilginin de gücünden yaralanabilmek mümkün olur.

Bilgi – farkındalık her zaman noksandır. Ve bu eksikliğin giderilmesi için bütün bir ömür boyu sürecek bir tefekkür gerekmektedir.

Tefekkür eden insan ancak;

“NOKSANINI BİLECEK KADAR ARİF

KENDİNİ BİLECEK KADAR ALİM’’ OLABİLİR.

Bu konuda Allah’ın insanoğluna iki büyük nimeti vardır. İlki her insana verilen akıl ve irade gücü ikincisi bu akıl ve iradenin doğru kullanılabilmesi için Allah’ın elçileri vasıtasıyla ve örnekliğiyle aşkın olan bilgileri bize göndermesidir.

Hakikat yolculuğunda hedefe ulaşabilecek olanlar bu iki büyük nimeti yani aklı ve vahyi doğru kullanabilenler olacaktır.

 

SEÇİM (MECBUREN)

Bir seçimin meşru olabilmesi için gerekli olan temel şart; seçmenin karar vereceği konuda doğru bilgiye rahatça ulaşabilmesi ve seçimini özgürce yapabilmesidir.

Seçmenin tercihini özgürce ve bilinçli olarak yapabildiği bir seçim ortamı yoksa, seçim meşru ve demokratik olmayacaktır. En ahlaksız algı operasyonlarının yapıldığı bir ortamda demokratik bir seçimden bahsetmek mümkün olabilir mi?

Elbette olamaz. Olamıyor da!

İnsanların bilgiye erişimi karartılmamalı, kısıtlanmamalıdır.

 

KELİMELER VE ANLAMLAR

DERBEDER: Berduşlukla dervişlik arasında gelir gider…

GERÇEK: Hep gizli…

Çaba istiyor bilmek – görmek için.

Genellikle ya yalanlarda gizli ya da hayallerde gizlenmiş. En çokta cehaletle gizli…

Veya kozmik anlamda tekliğin çoklu görüntüsüyle…

ÇAĞ: Çağı Avrupa – Batı üzerinden yakalamaya çalışmak en büyük hatamız olmuştur! Belki de çaresizliğimiz…

Aynen, dinimizi İran ve Arap dünyası üzerinden tanımamız gibi.

ÇALIŞMA: İbadettir çalışmak.

Çalışmayı ibadetten ayrı düşünmemeli.

Toprakla bütünleşmek Allah ile bütünleşmeye götürmelidir.

Yapılan her iş iyiye, güzele, doğruya, hakka yönelikse, meşru ise YERYÜZÜ BİR MABEDE HAYAT DA BİR İBADETE DÖNER.

ALGI: İnsanın algılarının ördüğü sanal bir alemde , gerçeğin farkında olmadan yaşaması yetmiyormuş gibi; bir de asıl olanı unutup geçici olana takılması yok mu!..

Tam bir yalan dünyada, zavallı bir aldanış bizimkisi…

Veya hayal âleminde ömür tüketmek de diyebiliriz.

Uyanış ne zaman?

Ölünce mi?

O zaman, yaşamanın anlamı ne?

O zaman, yoksa ölmeden önce ölmek mi yaraşır insana?

 

Sonfikir Gazetesi Resmi Web Sitesi - Haftalık Bağımsız Siyasi Kültürel Fikir Gazetesi
Gazetemizin yayın ilkeleri gereğince hiç bir yazarımıza müdahale etmemiz söz konusu değildir. Yazarlarımız yazılarından kendileri sorumludur. Sitemize Yayınlanan Materyallerin Tüm Hakları Saklıdır. Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz. 
Tufanpaşa mah. Üstün sok.No:6 Kozan/Adana
[yönetim paneli]   [anket yönetim paneli]